|
14 Ekim 2009, Salı
saat: 00:08
bazen yeni tanıştığım insanlara karşı içimde bir coşku oluyor, ama ciddi ciddi el sıkışıp ayrılıyoruz mesela, kendime yabancılaşıyorum. aslında garip birşey yok, o coşkuyu kendi içimde dolu dolu yaşayıp, özellikle de son birkaç gündür dışarıdan mal gibi durunca, geriye sadece ciddi ciddi el sıkışmak kalıyor. şu iş dolayısıyla şahane bir kadın ve bir o kadar şahane bir adamla tanıştım. ikisine dair coşkunluklarım farklı ama. kadın olanı yanıbaşımda dursun, aralarda bir araya gelip sohbet edelim istiyorum. aracısız, iddiasız, kaygısız çok güzel sohbet ediliyor kendisiyle, bayıldım. bayıldığımdan haberi yok, o ayrı. birkaç önyargımı kırdığından, diğer başka mevzularla ilgili kendimi daha iyi hissetmemi sağladığından, canımı sıkan birkaç başka konuyla ilgili de içimi nasıl rahatlattığından da haberi olmadığı gibi. adamsa nasıl mutlu biri anlatamam. ortaya birşeyler anlatmaya başlıyor, adamın o keyif hali sadece dinler haldeyken bile sana sirayet ediyor. ama ben o adamı şu anki halimle muhtemelen kaldıramam. kendisine çevreci demek az kalır; bambaşka bir dünya algısı var adamın. hayatı yaşayış biçimi, genelgeçer çevrecilik algılayışının dışına taşmış, dünyayı bütün bir yeniden kurgulayışa varmış. kendini komün yaşama veren çevreciler gibi bile değil. alakasız bir konuyu bile anlatışı çok farklı. işte adamın o seviyesiyle benim bir alakam olmadığı için, kendisini dinlerken uçuyorum bazen, hiçbir şey algılayamaz oluyorum. hayatımın şu anının ya da sonrasının içinde yer almasından ziyade, kendisiyle mahalleden oyun arkadaşı olmayı nasıl isterdim anlatamam. adamı gör, nasıl güzel çocukluk paylaşılır o adamla anlarsın. tabi bu kanıya, dünkü öğle yemeği sırasında dönen, çocukken sokakta oynanan oyunlar hakkında anı paylaşımının etkisiyle vardım. ama hani o hikayeleri dinlememiş olsan bile, kepçe kulağından, o keyif halinden, muzur bakışlardan da ulaşmak mümkün aynı kanıya. o da bu coşkunluğumdan habersiz pek tabi. ciddi ciddi selamlaşıp vedalaştık kendisiyle bugün. bundan henüz bir ya da iki yıl önce, gökhan enstitüde asistanken ve hem enstitü işleri hem tez hem parasızlık altında ezilirken, enstitüden geç saatte çıktığı günler, ki bu neredeyse haftanın her gününe tekabül ediyordu, kkm'nin ordan otostop çekerek kapıya kadar gidip, ordan eve yürüyormuş. kış zamanı, hava acayip soğuk, o saatte tek tük araba geçiyor, çoğu durmuyor. en sonunda bir tanesi durup gökhan'ı kapıya kadar bıraktığında, gökhan, üniversitenin kapısından evine kadar olan o yolu yürürken, arabasına alan kimse artık, ona durmadan dua ediyormuş. ama bildiğin dilenci duası. allah razı olsun ya, allah ne muradı varsa versin, allah tuttuğunu altın etsin diye saya saya gidiyormuş. aralarda gaza gelip durduğu, ayağını yere vurup ellerini sallayarak duasına devam ettiği bile oluyormuş. onun o halini hiç görmedim, ama gözümün önüne rahatlıkla geliyor. her aklıma geldiğinde de hala gülüyorum. bu bendeki coşkunluğu da gökhan'ın bu haline benzetiyorum da. karşındakinin haberi yok, sen bayıl dur, gönlünden ne geçiyorsa olur işallah diye içinden temennilerde bulun. bugün ergün'le balkonda sohbet ettik biraz, ona da anlattım. aptallaştığımı hissediyorum. insanın en yaratıcı, algısının en açık olduğu yaşlar yirmili yaşlarının başıymış ya. yirmi altı yaşına geldim, yaşlanıyor muyum acaba psikolojisi değil bu. bildiğin gerçek. eskisi kadar çabuk kavrayamadığımı, cin düşüncelere pek sık uğramadığımı, var olan herhangi birşey hakkında yaratıcı varyasyonlara artık varamadığımı sıklıkla hissediyorum. bunda hayatımın son bir yılının ot gibi geçmiş olmasının ve o bahsettiğim mevzularla ilgili bütün pratiğimi yitirmiş olmamın da etkisi var pek tabi. belki biraz zaman geçtiğinde şimdiki kadar kötü olmam, ama yeniden eskisi gibi olacağımı da zannetmiyorum. bir de, fil hafızasıyla övünen biri olarak artık herşeyi çok çabuk unutuyor olmam da canımı çok sıkıyor. tamam, bu aralar şu iş çok bastırıyor, kafam sürekli onda, ama saatlerce kafamda kurduğum birşeyi nasıl hatırlamam diyordum ki şimdi birden hatırladım hehehe:) bir sene önce bizimkilerle birkaç fanzin çıkarmıştık. ergün'le bugün onun hakkında da konuştuk biraz, bir tanesi için daha uğraşalım ya diye. sonra günün geri kalanı her boş kaldığımda kafamda kurup durmuştum. neyi kurduğumu çıkaramıyordum ki şimdi birden aklıma düştü. yalnız, bu aklıma geç düşmesiyle birşeyde daha eskisi kadar iyi olmadığımı fark ettim. önceleri birşeyi hatırlamak benim için çocuk oyuncağıydı. antakyalı bir arkadaşım vardı, yaş 18di tanıştığımızda, o bana hatırlamakla ilgili birşeyler anlatmıştı. bunca zaman onun taktiğini kullanırdım. birşeyi hatırlamaya çalıştığında hiç paniklemiyorsun, beynindeki kanallar boyunca yavaşça akıyorsun sadece, sonra birdenbire karşına çıkıyor işte hatırlamaya çalıştığın şey. böyle anlatınca abuk bir fantastik durdu evet. neyse işte. artık onu da yapamıyorum bak. hayırlısı. | ||
|
|
||