18 Ekim 2009, Pazar
saat: 15:15


Seker adımlarla tuvalete zor attım kendimi. musluğu açtım kendimde değildim hala. yüzüme vurdum suyu biraz açılabildim. klozetin kapağını kapattım tamamen, bir sigara yaktım ağzım kurumuştu sigara sürekli dudağıma yapışıyor ve ağzımdan alırken sinir bozucu ince bir acı veriyor. Düşünmeye çalıştım. Dün gece hakkında düşünmeye çalıştım, tekrar tuvaletten çıkıp salona bakıp bakamayacağım konusunda cesaretim varmı acaba diye düşündüm. odamdaki kırık şeker kavanozunun ve etrafa saçılmış 100lerce küp şekerin ne anlama geldiğini düşündüm. Cevaba ulaşamadım.
Hiçbirşeyi toplamadım. Olay yeri inceleme titizliğinde yaklaştım konuya. Sadece çöp poşetlerini çıkardım kapının tekmelenip dıştan kırıldığını gördüm. Fazla şaşırmadım ama endişelendim. nedeni kırılan kapıma karşı bu kadar duyarsız olmamdı. Beni endişelendiren buydu. ne yani bigün birisi benim böbreğimi çalsa yine mi fazla şaşırmayacaktım. saçmalık bütün bunlar. Neydi bu tür durumlara karşı uyuşuk tavırlar sergilememin nedeni. hergün bardak kırılmıyor benim evimde, kapımda kırılmıyor, şeker kavanozumlada bir alıp veremediğim yok, yatağımla barışığım kesinlikle ona zarar gelsin istemem. dün gece burak düşündürmüştü bunun hakkında. edebiyat adına biraz abartmışız sanki demiştim ama hayır tam tersine 1 fazla abartı yoktu. gerçekten biz böyleydik. hay anasını deyip geçmeyi çok önceden işlemiştik içimize. biraz sonra burak bu yazıyı okuduğunda kahkaha atacak biliyorum. çünkü bende zor tutuyorum kendimi gülmemek için. yatağımda tek gözü yumruktan kapalı bir çocuk. çarşafım bölge bölge kan, bardaklarım kırık, fayanslarım ahududu şarabı, tül perdem yer yer yırtık. beni bunlar değil, dolabın arkasına titiz şekilde kamufule edilmiş biralarımın haince içilmesi sinirlendirmişti.

istanbul
hosting