20 Ekim 2009, Pazartesi
saat: 00:18


hanımın çiftliği isimli diziyi özgü namal'a aşık olduğu halde izlemeyen bir arkadaşım var. sebebini sorunca 'eğer o rolde o kadını izlersem iyice kaptırır kendime gelemem' demişti. çok dalga geçmiştim. bu kalp seni unutur mu dizisinin geçmiş bölümüne bakıyordum az önce ben de. - umarım artık izlemek şansım olucak - ama dalga geçtiğim konumdayım. Bülent İnal a aşık bir insan olarak dizideki duruşuna bakmam gözlerimin kararmasına yetti de arttı bile. çok fena. sırf bu yüzden izleyemeyebilirim. takıntılarıma bir de bülent inal aşkını sokmayayım 16 lık taze ergen gibi...

gel gelelim dizi ortalığa bir sürü yeni yetme kulaktan dolma diziden görme solcuk atıcak. seyreyle alemi. sonra ondan bundan duyduğu ordan burdan çaldığı diziden aldığı gazı ile ortalık şen şakrak benim asabım bozulucak ama neyse.


bazen yılbaşı küreleri olur ya oyuncak camdan, sallarsın köpükler havalanır ve kar taneleri gibi noel babanın üzerine yağar, öyle bir oyuncağın içindeymişiz gibi geliyor bana.. size de olur mu bilmem... sanki minnacık bir oyuncaktan ibaretiz avuç içi kadar ve gerçek dünyanın minyatürlerinden farksısız. ve birileri, bir yerlerde bir gezegende minyatür insnlardan minyatür oyuncaklar yapmayı başarmış ve biz de 10 yaşında bir çocuğu allah sanıp tapıyormuşuz gibi.



vapurların su üstünde durması başlı başına bir gariplik
kıyamet alameti mazallah...
ve hatta öküzün boynuzunda değil dünya ama belki öküzün boynuzunun ta kendisi?


ozon tabakası kaymaklı dondurma, ve o salak çocuk yalaya yalaya bitiriyor.
hayır olan biz bakterilere olucak kaymaklıyla çikolatalı kısım arasında kalan hava boşluğunda hayat yaşadığımızı zanneden...


belki de dünya o kadar ufak.
ve biz bakteriyiz.


istanbul
hosting