20 Ekim 2009, Salı
saat: 18:43


yorgunum evet....

cumartesiden beri "arkadaş için çiğ tavuk yenir" ve hepsinden önemlisi "turkish hospitality" kavramlarını sevgili arkadaşlarıma göstermek için atlamadığım hendek kalmadı. ama sonuç güzel, evi de tuttuk kızlara sağ salim oh...


şimdi şöyle bir durum var, ben bu erasmus öğrencilerinin büyük bir kısmının ciddi anlamda ajanlık yapmak için gönderildiği kanısındayım ve bu düşüncemi destekleyecek büyük kanıtlara sahibim. paronayaklıkla alakası yok hakkaten bi garipler. şimdi beden eğitimi öğretmenliği okumak için gönderilmiş bir kızcağız neden bana türkiyedeki demokrasinin işleyişini sorar? neden kürt-türk ilişkilerini merak edip genel fikrimi sorma gereği duyar? türban konusunu niçin bu kadar irdeleme gereksinimi duyar? hatta bitirme tezini niçin türkiyede sosyal ve demokratik işleyiş gibi bir konuya sahiptir?

herşeyi geçtim karu daha bi acaip. kızın okuduğu "dünya dinleri" adlı bölümün türkiye deki karşılığı yalnızca "ilahiyat fakültesi" olduğu için 1 aydır kız derin dekoltesi ve kısa eteğiyle ilahiyat fakültesinin en abdest bozucu öğrencisi olma yolunda ilerliyor.

johannes e gelince....
hadi diğerlerini geçtim bi şekilde benim paronayaklığım falan diye geçiştirebilirim de... o nedir allah aşkına ya. 5 yıldır türkiyeye gelip gittiğini duyduğumda zaten kıllanmıştım. hele üzerindeki galatasaray forması ve eline topladığı 6-7 tane bardak suyu kapıp "hemşoooo su bir lira, su bir liraaaa" diye bağırınca cümleten yerlere serildik. hatta süloyla "adana-mersin tokadımı yersin" diye şakalaşması daha da komikti. benim şimdiye kadar yalnızca adını duyduğum hakkari-van gibi şehirlere kendisinin defalarca gitmiş olması da çok ilginç. nedenini sorduğumda international relationships diye geçiştirdi sadece. yalnızca 20 dakika kadar sohbet edebildik galatasaray maçı yüzünden ama en kısa zamanda sohbete kaldığımız yerden devam etmek istiyorum çünkü çok enteresan şeyler anlattı "açılım" hakkında. orada terör olduğu için daha önce gitmediğimi söylediğimde, "you're not wearing a uniform, right? so won't interest you cuz their problem is with the government" diye lafı yapıştırdı bişey diyemedim.

bizim okul da nerde embesil var onları göndersin erasmusla. bravo devam edin...

daha çok okumalı, daha çok yazmalıyım... türkçeyi unuttum, sabunla bile ingilizce konuşmaya başladım.

evet kedi evlat edindim terezaya ev ararken. hatta dün aşıya götürmem gerekiyodu ama ev taşıma ve temizleme işleri o kadar yoğundu ki hayvancağız evde aç bilaç unutulmuş vaziyette boynunu bükmüş kıyamam. sülocum eve gelir gelmez mamasını vermiş de kendine gelmiş biraz. o kadar küçük ki cinsiyetinin ne olduğuna hala karar veremiyoruz, saolsun veteriner de çok bilgili(!) olunca muallakta kaldı sabuncuğumun seksüelitesi...

anlatacak çok şey var da yazmaya devam edecek enerjim kalmadı. hem kucağımda uyuyan minik yaratık annesinin memesi zannedip elimin serçe parmağımı emmeye başladı bile. bu şartlar altında yazmaya devam edemem benjamin üzgünüm ayrılmalıyız...

hemen fonda yue becomes moon spirit çalarken iroh amcanın four seasons adlı şarkısı yankılandı kulaklarımda. sana gelsin ;)


istanbul
hosting