|
26 Ekim 2009, Pazartesi
saat: 22:40
Kürt açılmı sürecinde ilk adım atıldı ve öcalan'ın talimatıyla Pkk'lı ya da Pkk'ya yakın 34 kişi K.Iraktan yola çıkarak Türkiye'de güvenlik güçlerine teslim oldular. Ermenistan'la yaşanan problemde olduğu gibi Kürt sorununda normalleşmenin yolunu açacak bir adım olduğundan, bu gelişmeyi de ileri doğru atılmış bir adım olarak görmek gerekir. Aslında bu süreç yeni değil, daha çok 2000'li yılların başında Türkiye'nin, Avrupa'nın siyasi bir parçası olmaya yönelmesiyle başladı. Bu da aslında 80 yıllık statikonun zemin kaybetmeye başlaması demekti, arada geçen zamanla birlikte ermenistan'la sorunların giderilmesi, kıbrısta çözüm arayışları, suriye'ye vizenin kaldırlışı, Iraktaki kürt yönetiminin tanınması, onca yıllık ezberin de bozulması demekti. Bununla birlikte olmaz dediklerimiz oldu ve ergenekonla birlikte bu ülkede paşalarının da yargılanabildiğini gördük, keza bu yagılamalarla, kirli savaşın pislikleri de ortaya döküldü boylum boyunca. Darbe günlükleri, pkk'nin elinde dolaşan karakol haritaları, 33 askerin katli, kazdıkça ortaya çıkartılan silahlar, bombalar, asit kuyularına atılan cesetler. Bu süreci kolay atlatmadı akp, cumhuriyet mitingleri, danıştay baskını, yök başkanına suikast, hrant'ın katledilişi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 367 kaypaklığı gibi... Ve peşi sıra chp ve mhp'nin saldırgan muhalefeti. Bu noktada derin dediğimiz devlet ciddi bir tasfiye sürecine uğradı. En azından iktidarı tehdit boyutundan çıktı. Ve belki Dolmabahçe'de Başbuğla, Tayyip Erdoğan'ın pazarlığında sınır çizildi. Tabi bu pazarlığın hesabını yapması gereken asıl sol cenahtı, belki de bu derin oluşumdan en çok bedeli onlar ödemişken, "bırakınız birbirlerini yesinler" gibi bir tavır çıkmıştı ki herhalde Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük davasıdır ergenekon, ve türkiye solu bu davaya müdahil olmamayı seçti. Sayılı demokrat dışında. Ki bu durum bu ülkedeki solsuzluğun da gün yüzüne dökülemsiydi. Ama en nihayetinde ordunun ülke siyastindeki geleneksel rolü törpülendi. Bu aslında 80 yılık otoriter rejimin de törpülenmesi demekti. Bu noktda Ergenekon'un kürt sorunu sürecinde ki alakası yadsınamaz. Zira varolan bir kürt sorunu, derin devletin meşrutiyetini de veriyordu. Nitekim bu sorunun çözümsüzlüğünden yana olanların bu davadan yargılanıyor olması da pek tesadüf değildir. Keza aynı noktada bu tayfanın, ermeni, kıbrıs, ab ve demokratikleşme süreçlerinde takındığı tavır da ortadır. Ve bu tavır tam da bu içe kapalı vesayetçi demokrasinin temsileytinin yansımasıdır. Zira bu sorunların çözümlenmesi iktidar kaybının da adıdır. İşlerin artık eskisi kadar rahat yürümeyeceğinin işartidir. Bugünün chp'sinin, ulasılcısının ve mhp'sinin asıl çirkefliğinin nedeni de budur. Burdan kürt sorununun varlığını ergenekona bağlamak elbet doğru değil ama çözümsüzlükten yana jitem'iyle, yargısız infazlarıyla, hala el sürülmeyen Şemdinlisiyle ciddi katkı sunmuştur ve sorunun devamı içten içe gönlünde yatandır. Cumuhuriyet kurulduğu vakit kemalizmin batılı bir ulus olma sürecindeki en büyük sorunsalları, Kürt kimliğinin asimilasyona uğratmak istemesi, bir diğeri geleneksel islami değerleri savunan muhafazakar kesimi hizaya getirmesiydi. Peşi sıra alevilerin de çizilen laik islam modelinde asimilasyona uğramasaydı. Buna Ermenileri ve diğer azınlıkları da dahil edebiliriz. Cumhuriyetin öncesinde ulus kimliği olusturma sürecinde Ermeniler göçler ve katlimalarla büyük oranda temizlendi. Cumhuriyetin kurulumasıyla birlikte de önce islamcıları sonrda kürtleri hizaya getirmek için elinden geleni ardına koymadı. Bilinçli olarak kürt coğrafyası ekonomik olarak geri bırakıldı, Kürt kimiliği yok sayıldı, dilleri yasaklandı. Kürtlerin sadece cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte amacı ulusal bağımsızlık olmayan yaklaşık 17 tane isyanı mevcut. Dolayısyla bu huzursuzluk bugünün sorunu değildir, yahut 30 yıllık bir Pkk sorunsalı da değildir. O dönemler için Devlet buna kolay bir çözum yollu üretti, batıda sanayileşmeyi desteklerken, doğuda kürt aşiretleri desteklendi. Türkiye cumhuyetinin kürt sorunundaki en büyük destekçisi bu aşiretler olmuştur. Ne garip ki pkk'lılara baktığımızda daha çok bu aşiretlerin çocukları olduğunu görürüz. Bugünlere gelirsek kürtlerin cumhuriyetin başından beri gördükleri baskı ve zulüm, özellikle 80 sonrası ve 12 eylül'ün lütfuyla tavan yaptı. Ve en son Pkk'ya kadar süreç kendini buldu. Bu süreçte devlet pkk'nın dağda kalması için elinde geleni ardına koymadı, yaklaşık 10 bin tane köy boşaltılıp yakıldı, jitemiyle, derin devletiyle onlarca yargısız infaz ve işkence uygulandı. Bugün güneydoğuda toplu mezarların çıkması boşuna değildir. En basitinden şemdinli olayları, Umut kitap evinin bombalanması ve araçta bulunan belgeler koca bir sureci anlatır bize. Demem odur ki kürt sorunun emperyalizmin tetiklemesi olarak açıklamaya kalkarsanız bu biraz havada kalır, kürt sorunu vardır. emperyalizimde bundan çok güzel pay almıştır. Keza bu noktada emperyalizmin sırtına dayanılmış bir özgürlükten hayır mı gelir eleştirisi gelebilir ki ben de elbet gelmez derim. Ama bu kürt sorunun varlığını da değiştirmez derim. Keza emperyalizmden ziyade aslında bu sorundan payını alan ergenekon ve susurluk gibi örgütler ve onları üreten otoriter zihniyettir derim. Ki burda ordu devlet mafya üçgenindeki derin çıkarlara halen şahit olmaktayız. Bugün bu açılımın nedenlerine dair birçok söz söylenebilir. Küreselleşmeden yeni dünya düzenine, enerji kayanaklarının güzergahından bunların nasıl paylaşılağına, bölge üzerindeki Amerikan ve Rusya çıkarlarının birbiriyle paralellik göstermesine şu bu... Yahut daha da öteye gidip, dindar kesimin son 20 yıldaki dönüşümünden bahsedilebilir. Ancak devlet erkanının farkettiği birşey var ki o da geleneksel otoriter devlet zihniyetinin artık sökmediği. sürekli düşman üreterek ve özgürlük taleplerini sürekli bastırarak bir rejimi sürdürmenin günün şartlarında çokta mümkün olmadığıdır ki bu 1930'ların ulus devlet ziniyetinden çok daha ileri bir adımdır. Ve evet bu anlamda bakıldığı vakit kendi adıma benim bu süreci desteklememem mümkün değildir. Ancak açılıma dair ilk olarak pkk'lıların teslim olması seçildiyse biraz riskli bir adım olduğunu kabul etmek gerek. Zira böyle bir karşılamamın olacağını tahmin etmek güç değildi. Mesele biraz da buna ne kadar dayanabilecekleri, zira bu mevzu nedeniyle akp'nin islamcı ve milliyetçi tabanında düşüş yaşaması olasıdır. Ama bunun karşılığı da bi daha ki sefere dönenler pişmanlık yasasından yararlanıcaklar demek biraz edep sorunuyla ilgilidir. Zira dönenlerin pekte pişmanlık taşımadığını gayet iyi biliyoruz. Öyle yahut böyle normalleşme sürecine bir şekilde girildi. Ve burda önemli olan artık daha fazla insanın ölmemesi, şiddete son vermek konusuda ısrarlı olmak, barışın ve kardeşliğin altını çizmektir. Gerisi hakikaten teferruattan ibaret. | ||
|
|
||