|
29 Ekim 2009, Çarşamba
saat: 00:12
684 01:06:44,111 --> 01:06:46,071 Bunu niçin yapıyorsunuz? Söyle bana! 685 01:06:46,231 --> 01:06:49,701 Eğer hayatta eşitliği sağlayamıyorsak, ölümde sağlarız. 686 01:06:49,911 --> 01:06:52,751 Tamam, öldürerek eşitliği sağlayabilirsin. 687 01:06:52,911 --> 01:06:56,191 Ancak, bunu hayatta kalarak yapabileceğin başka yollar da var. 688 01:06:56,871 --> 01:07:00,501 - Evet, senin İnsan Hakların gibi mi? - Niçin olmasın? 689 01:07:00,711 --> 01:07:04,631 En azından İsrailliler bizi öldürdükleri için özür dilemezlerdi. 690 01:07:05,751 --> 01:07:09,511 O kadar saf olma, savaşmadan özgürlük olmaz. 691 01:07:09,711 --> 01:07:12,701 Eğer ortada bir adaletsizlik varsa, birileri kendilerini kurban etmeli. 692 01:07:12,871 --> 01:07:15,181 Bu kurban olmak değil, bu intikam. 693 01:07:16,591 --> 01:07:18,341 Eğer birilerini öldürürsen... 694 01:07:18,951 --> 01:07:21,591 ...zalim ile mazlum arasındaki fark ortadan kalkar. 695 01:07:21,751 --> 01:07:23,901 Eğer hava gücümüz olsaydı... 696 01:07:24,071 --> 01:07:27,141 ...şehitlere ihtiyacımız olmaz, aramızda fark olurdu. 697 01:07:27,351 --> 01:07:29,181 İşte fark bu, hakikatte... 698 01:07:29,351 --> 01:07:32,631 ...İsrail daha büyük bir askerî güç olmaya devam ediyor. 699 01:07:32,871 --> 01:07:34,621 Ölümde ikimiz de eşitiz. 700 01:07:34,791 --> 01:07:38,101 - Cennet bizi bekliyor. - Cennet diye birşey yok! 701 01:07:38,271 --> 01:07:41,661 - O sadece senin kafanda! - Allah seni affetsin! 702 01:07:42,551 --> 01:07:43,831 Umarım Allah seni affeder. 703 01:07:44,551 --> 01:07:46,461 Eğer Ebu Assam'ın kızkardeşi olmasaydın... 704 01:07:49,671 --> 01:07:52,311 Cennete inanmayı, cehennemde yaşamaya tercih ederim. 705 01:07:52,471 --> 01:07:54,511 Bu yaşadığımız hayatla, zaten birer ölüyüz. 706 01:07:56,311 --> 01:07:57,791 Izdırab içinde yaşamaktansa... 707 01:07:59,671 --> 01:08:01,981 ...ölmeyi seçerim, daha iyi. 708 01:08:02,671 --> 01:08:04,951 Ya bize ne olacak? 709 01:08:05,431 --> 01:08:08,551 Böylece hayatta mı kalacağız? Bu şekilde kazanabileceğimize mi inanıyorsun? 710 01:08:09,231 --> 01:08:13,231 Bu gibi davranışların, esas kendimizi yok etmek olduğunu görmüyor musun? 711 01:08:13,431 --> 01:08:15,101 İsrail'e, zulmünü devam ettirmek için... 712 01:08:16,071 --> 01:08:17,951 ...mükemmel bir bahane veriyorsun. 713 01:08:18,111 --> 01:08:21,231 - Nedensiz yere duracaklarını mı sanıyorsun? - Evet. 714 01:08:21,791 --> 01:08:23,351 Savaşı değiştirmek zorundayız. 715 01:08:23,551 --> 01:08:26,511 - Ahlâk savaşı yapabiliriz. - Ahlâk sorunlu İsrail ile mi? 716 01:08:26,711 --> 01:08:28,381 - İsrail asla...! saat: 00:37 sadakat üzerine düşünmeye devam ettim. çok az ahlak felsefesi okudum. kelimenin etimolojisini bulmak yol gösterici olabilir diye düşünüp kelimenin etimolojisine baktım. sadaka, sıtk, sadık ve tasdik aynı kökene bağlı sözcükler. doğru olma, doğruluk, iyi niyet gibi anlamlarla eşleşiyor. doğrunun ne kadar muğlak bir şey olduğunu düşünürsek, sadakatın de ne kadar rölatif bir kavram olduğunu tekrar görebiliriz. ama elbette rölatif kavramları tanımlamaktan ya da onları bir biçimde dile dökmekten kaçınmaya kalkarsak bu da dilin sanırım yüzde doksanı kadar bir bölümünü çöpe atmaya benzer. doğruyu hep matematikteki doğruyla eşleştiriyorum. bir noktadan çıkar ve sonsuza doğru uzanır. iki doğru eğer paralelse sonsuza dek kesişmez. doğru bizim içimizden çıkar ya da içimizden geçer ve sonsuza doğru gider diğer anlamda yolu boyunca karşısına çıkan her şeyin içinden geçer, içinden geçtiği şeyleri etkiler, ve onlardan etkilenir. yani doğrularımız yollarına her ne kadar dosdoğru devam etseler de değişirler. diğer yandan doğrularımız başka doğrulara paralelse asla kesişmez. biz karşıt fikirleri ya da karşıt doğruları hep kafa kafaya gelmiş şekilde düşleriz, halbuki asıl olan paralellikleridir. bu paralellikten dolayı asla kesişemezler. ben de yazdığım her yazıda ve düşündüğüm her düşüncede doğrularımı nasıl bir doğru üzerinde değil de bir kaç doğru üzerinde hareket ettirebilirim bunu düşünüyorum. çünkü ne kadar fazla doğrum diğer doğruları paralel geçerse o kadar eksilmiş ve o kadar az eklenmiş bir doğrular bütünüm olacak. işte sadakat, buna benzer bir düzlemde düşlendiği zaman insanın doğrularını arttırabilmek için giriştiği çaba olarak tanımlanabilir. yani sadakat, doğruluğunuzu daha geniş bir alana yayarak kendinize ve insanlara daha yakın olmanızı ifade edebilir. böylelikle hem doğrularınız binlerce farklı yöne yayılıp binlerce farklı doğruyu keser hem de diğer doğrularla kesiştiği her noktada doğrunuzun kendisini ve kesiştiği doğruyu değişime zorladığını gözlemlersiniz. böylelikle sadık olabileceğimiz tek şeyin değişimin ta kendisi olduğunu da idrak etmiş oluruz. tekrar bir tanımlamaya girişirsek sadakat kişinin kendi iç gücüyle kendi kendisini hiç durmadan değiştirme iradesidir. bu iradeyle birlikte kişi doğrularını çoğaltıp çeşitlendirecek ve bu yolla kendim dediği şeyin muğlaklığını görüp, herhangi bir şeye yapışmaktan vazgeçecektir. beden, zihin ve ruh herhangi bir şeylere yapışmaktan vazgeçtiği anda, tıpkı gezegenin güneş etrafındaki dönüşü misali havada asılı kalmış bir şekilde hareket etmeye başlayacaktır. ve tıpkı gezegenin güneş etrafında dönüşü gibi bir merkez noktaya odaklanacaktır elbette. çünkü insan bir bedene sahip olması dolayısıyla belli başlı limitlere de tabi olmuştur. o yüzden insanın doğru algısı hep bedenin çekim kuvveti etrafında dönmeye devam edecektir diyebiliriz. öyleyse yeniden bir tanım yapmak gerekirse sadakat, bedenin, zihin ve ruh etrafındaki çekim alanından kurtulmasına engel olduğu yörüngedir diyebiliriz. Sadakat ilk bakışta bize düşündürdüğü durağan halinden çok farklı olarak sürekli değişmeyi ve yenilenmeyi gerektiren bir kavram olarak yeniden ele alınabilir. diğer taraftan, doğruluk bir değer olarak her daim değişkendir. elbette binlerce yıl içinde katılaşmış ve kesinleşmiş değerler ortaya çıkmıştır. mesela öldürmemek, çalmamak gibi değerler bir anlamda sabitlenmiş değerlerdir. doğam sevgiye katılmaktır, nefrete değil diyor antigone. bunun gibi bazı değerler insanlığımızın temeline çapa atmıştır. fakat sadakatin o durağan algılanışı bir süre sonra bu değerlerin isimlerini yani kavramları kirletmeye başlamıştır. tıpkı akan su ile durağan su gibidir buradaki ilişki. durağanlaştırılmış ve ezberlere sokulmuş kavramlar, zamanla özlerinden kopup birer imaj haline gelmeye başlamıştır. işte sanırım değerlerimizin kirlenmesi bu noktada başlar. çünkü değerlerin evrendeki başı boş salınımını kavramlarımız aracılığıyla boyunduruğa vurduğumuzda, kavramlar o değerlerin imajlarına ve durağan şekillerine dönüşürler. sonra da bozulmaya, kirlenmeye ve çürümeye başlarlar. tıpkı bedenimize, ruhumuza ve zihnimize yaptığımız gibi kavramlarımızı da sürekli değişime tabi tutmaktan sakınırız. oysa kavramlarımızın belli temel parametrelerinde uzlaştıktan sonra onları özgür kılmamız gerekmektedir. yani doğruluğu ararken elimizi ilk önce özgürlüğün yuvasına sokmalıyız. öyleyse bir tanım daha yaparsak sadakat aynı zamanda özgür olmak ve özgür bırakmaktır. diğer bir deyişle byunduruk altına alınmış bir değerler silsilesi her ne kadar sapasağlam ve dipdiri duruyorsa da o değerleri boyunduruğa almış olan güç boyunduruğunu o değerlerden çektiği anda o değerler içe bükülerek çökmeye başlayacaklardır. bundan dolayı doğruların kendilerini varedebilmesi için onların özgür bir şekilde iç enerjileriyle kendilerini kurmalarına yol vermeliyiz. | ||
|
|
||