|
29 Ekim 2009, Perşembe
saat: 00:44
bu da burada dursun, kaybolmasın.. Aslan Soner, uzun zamandırçita Ezgi’ye abayı yakmıştı.Çitadan çok hoşlanıyor, rüyalarına giriyor, bir anını dahi onu düşünmeden geçiremiyordu. Karar vermişti, ne yapıp ne edip o çitanın gönlünü kazanmak istiyordu. Çita Ezgi ise son zamanlarda kendini mutsuz hissediyordu. Hayatından biraz sıkılmaya başlamış, bunun sonucunda farklı şeyler aramak istiyordu. Her gün uyandıktan sonra sinecek bir yer bulmak, etrafı izlemek, gözüne geyik, karaca, zebra gibi bir hayvan akılınca da kovalayıp onu yemek artık kabak tadı vermişti. Aslan Soner; aklında çita Ezgi, ormanda dolaşmaya çıkmıştı. Nasıl yapmalı ve etmeliydi ki, o çitanın gönlünü kazanmalı, onu kendini aşık etmeliydi. Aslan Soner’in bu düşünceli halini gören Sansar Selim yavaştan Soner’e yaklaştı. Bir yandan aslandan korkuyor, diğer yandan “Var bunun bir derdi, yardım edeyim de gözüne gireyim” diye düşünüyordu. Korkuluydu ama kendinden emin gözükerek “Hayırdır değerli kralımız, yüzünüz pek bir düşünceli duruyor; bir sıkıntınız mı var?” diye sordu. Aslan Soner; sinirli bir şekilde Sansar Selim’e döndü; Selim’in yüzü korkudan bembeyaz kesilmişti. “Amanın, şimdi hapı yuttuk.” diye düşündü. Aslan “Ne o sansar, küçücük boyunla benim derdimi çözeceğini mi düşünüyorsun? Yıkıl karşımdan, yoksa tek pençede bitiririm işini.” diye kükredi. Sansar Selim’in korkusundan toprağı kazmaya başlamasıyla; Aslan Soner kahkahalar atarak gülmeye başladı. Hem sansarın korkması hem de korkudan toprağın altına saklanmaya çalışması çok komiğine gitmişti. “Bak hele.” dedi; “Tamam, sana derdimi söyleyeceğim, eğer ki güzel bir fikrin varsa seni bağışlarım; yok güzel bir fikir veremezsen o vakit çadırını başına yıkarım.” dedi. Sansar Selim çaresiz durumu kabul etti. Aslan başladı Çita Ezgi’yi nasıl sevdiğini, her an onu düşündüğünü ama ne yapacağını bilemediğini anlatmaya. Sansar rahatlamıştı; çok basit bir işti bu... “Kralım.” dedi. “Bence Çita Ezgi Hanım’a beklemediği bir sürpriz yapın. Ona muhteşem bir akşam yemeği hazırlayın; eminim ki o yemek ve sizin gücünüz karşısında kendisi karşı koyamayacaktır.” Aslanın aklına yatmıştı fikir, denemeye değerdi. Sansarı affetmiş, özgür bırakmıştı. Ormanın öteki tarafında ise son birkaç senedir gezgin bir tavşan yaşıyordu. Adı Fikri idi. Bu Tavşan Fikri şimdiye kadar tam 11 orman gezmiş, hepsinde belli bir süre yaşamış, sıkılınca da yeni bir ormana taşınmıştı. Şimdiye kadar 5000’den fazla hayvan tanıdığı, hepsiyle arkadaş olduğu söyleniyordu. Herkes bir hayranlık besliyordu bu tavşana. Fikri, o günde neşe içinde şarkılar söyleyerek ormanda dolaşırken; bizim Aslan Soner’e rastladı. Aslan, Fikri’yi görünce mükemmel bir akşam yemeği olacağını hemen anladı ve iki sıçrayışta ağzı ile Fikri’yi yakaladı. Hemen öldürmedi, çünkü taze kalmasını istiyordu; bir çuvala koyup, evinin yolunu tuttu. Yolda giderken de sansara tekrar rastladı. Sansarı yanına çağırıp onunla birazz maytap geçtikten sonra Selim’i, Çita Ezgi’nin yanına yolladı. Selim, Ezgi’ye Aslan Soner’in sürpriz akşam yemeği davetini iletecekti. Tavşan Fikri, aslanla sansarın konuşmasından kendisinin, aslan ile çitanın akşam yemeği olacağını anlamıştı. Ama kendisi mürekkep yalaşmış, tecrübeli ve biraz da zeki bir tavşandı. Hızlıca bir plan yaptı. Aslan Soner eve vardıktan sonra neşeyle yemek yapmaya koyuldu. Ocağın altını yaktı, masayı hazırladı; hatta romantik olsun diye masaya mumlar dahi koydu. Ardından tavşanı çuvalından çıkardı, etini biraz terbiye etmek için de güzelce tokatladı. Tam Tavşan Fikri’yi kaynamış suya atacaktı ki, Fikri “Ben olsaydım bu plana bel bağlamazdım. Hayatı boyunca geyik, zebra yemiş bir çitanın kalbini ufacık bir tavşanla kazanacağını sanıyorsan; ancak avucunu yalarsın. Hele ki Ezgi Hanım gibi bir çitayı hayatta etkileyemezsin.” dedi. Aslan Soner şaşırmıştı. Aslında küçücük bir tavşanı dinleyecek biri değildi; normalda tavşanın çizmeyi aştığını düşünür ve “Tavşan da kim ki bana akıl veriyor” derdi. Ancak tavşanın, Çita Ezgi’yi tanıyor oluşu içine bir kuşku düşürdü. Tavşanı atamadı suya, pençesiyle mağarasının duvarına yapıştırdı ve “Ey soysuz tavşan, sen kim oluyorsun da benim fikrimi eleştiriyorsun, senin daha iyi bir fikrin var mı ki bakalım?” diye sordu. Tavşan Fikri çok güzel bir fikri olduğunu söyledi. “Siz her şeyi bana bırakın kralım, ben Çita Ezgi’yi tanıyorum. Kendisi sürekli aynı şeyleri yapmaktan bunalmış, hayatında yeni heyecanlar arayan bir çitadır. Ben sofrayı hazırlayacağım, ben bunları yaparken siz de gidin üzerinize güzel bir şeyler giyinin.” dedi. Aslan çaresiz kabul etti, ne de olsa Fikri Tavşan çitayı kendisinden iyi tanıyordu. Fikri; hemen ormanın yanındaki tarlaya dalıp biraz domates, biraz soğan, biraz havuç, biraz patates ve değişik birkaç tür sebze topladı. Geri dönerken de ormanın içinden 3-5 tane mantar, arı kovanından bali ağaçlardan muz, nar gibi meyveler topladı. Aslanın mağarasına girdi, mutfağa yöneldi ve neşeyle ocağın başında yemek yapmaya koyuldu. Akşam, Çita Ezgi mağaraya geldiğinde, aslan iki dirhem bir çekirdek kendisi karşıladı. Çita, ilk defa giyinen ve hatta iyi giyinen bir aslan görüyordu. Etkilenmişti, gülümsedi. Aslan Soner, tam bir centilmen gibi Ezgi’yi sandalyesine oturttu ve servisi yapması için Tavşan Fikri’yi çağırdı. Tavşan Fikri, önce nefis bir mantar çorbası; ardından sebzelerden yapılmış enfes bir yemek; yemekle içmeleri için taze sıkılmış portakal suyu ve en sonunda da tatlı olarak üzerine bal ve ceviz döktüğü meyve salatası servis etti. Çita Ezgi tam anlamıyla büyülenmişti. Yemekler harika, Aslan Soner çok yakışıklı, ve tam bir centilmen, gece de çok eğlenceliydi. Aslan, kendisine evlenme teklif ettiğinde hiç düşünmeden “Evet, evet, evet” dedi. Düğünlerine bütün orman davetliydi. Düğün konuşmasında Aslan Soner, Tavşan Fikri’yi yardımcısı yaptığını, ormanda artık hayvanların birbirini yemesini yasakladığını, herkesin sağlıklı sebze yemekleri yemeye mecbur olduğunu ilan etti. O günden sonra ormanda, hiçbir hayvan birbirini öldürmedi, tüm hayvanlar çok uzun yaşadılar ve düşmanlıklar sona erdiği için hepsi de çok mutlu hayatlar sürdüler... | ||
|
|
||