30 Ekim 2009, Cuma
saat: 01:19


inci aral ve o


hayir, her sey yerli yerinde.
icimde bes yildir birikmis kizginlik tortusu ayaklaniyor.
onca ugrasip durulttugum ofke damarlarima yuruyor.
karmakarisigim, yoruluyorum.
yeniden sokaklara dusuyorum.
yokuslar inip cikiyorum amacsiz. parklarda oyalaniyorum.
mor murekkebi onume gelen sayfaya vuruyorum.

bu gulumseyen yuz bes yil onceye goturuyor beni.
tanidik bir sima, sikintili yoksunluk, giderilmez bir kirginlik.

unutmak, onemsememeyi becermek anlamina gelebiliyor. yeni durumlara alismak ya da yatismak kisaca.

ama iste en umulmadik yerde ve zamanda gerilere itelediklerim yuze vuruyor.

birbirine uyan dusuncelerimizi ust uste koymaya calistigimiz gunler... nasil yabanci simdi.

konusurduk. ne mi? hic. ordan burdan iste. ama yok konusamazdik, susar kalirdik. bagislamis olurdum onu ustelik. belki bes yil sonra yeniden karsilasiriz. ornegin Kugulu Park'ta ordek beslerken yakalarim onu.

dusunmek icin basimi kaldiriyorum ve aci yesil bir golde bogulur gibi oluyorum.

agaclarin ciceklerini dokup yapraga duruslarini izliyorum. gunlerce.

plakcilarin, kasetcilerin onunden kulaklarimi tikama istegi duymadan, hic acele etmeden geciyorum. dolmuslara, otobuslere biniyorum gidecek belli bir yerim olmadan. geceleri siradan romanlar okuyorum bezip uyuyabilmek icin. uyanip uyanip camlar aciyorum. havasizliktan bogulup duruyorum. cigerlerim oluyor.

dayanilmaz bir aldanmislik ve dus kirikligi.

hatirliyorum. hatirladikca gulumseyisi yatismisligima degip geciyor.

hala dusunuyor mu? sanmiyorum.
ne yapti bu gecen bes yilda?
odasi gunes icinde miydi? ellerine kitaplarinin kokusu sindi mi?

tanimlanamaz bir aci. kirik iki gurur.

umutsuzluk. umutlari yitirdik mi? siradan, onemsiz konular ile harcaniyor mu zaman? dusler ertelene ertelene guduklesiyor mu? kurallar icinde tikisip kaldi mi dusunceler? iyimserlik..yikilmaz duvarlara carpa carpa paramparca oldu mu?

yarali, yaslanivermis, yuregi bile burus burus.

ofke? aci? birakilmislik?
beni gorseydi ne yapardi? diye dusunuyorum. hic.. gulumserdi? hicbir sey olmamis gibi davranirdi?

anlayis.
ona gore daha genctim. on sekiz yasindayken insanin dunyayi kavramaya calisirken tokezlemesi dogaldir. deneylerinin sagladigi ustunlugu ustaca kullanirdi. kendince kusursuzdu ama.. belki beni onaylamadan onemsedi.

cilgin ama ilginc.
kuraldisi ama yaratici.
boyle kalsaydim onda, benden ne umabilirdi?

bir tarihte turuncu bir kentte bir seyleri, birilerini, bir temmuz sabahinin bugusu icinde birakip gidersiniz. odanizi, gozyaslarinizi, sesinizi, anilarinizi, ellerinizin degdigi her seyi, uykusuz gecelerinizi, eski ayakkabilarinizi.
incecik bir adami..

bes yil sonra, siz bozuk bir dolmakalemi onarmaya calisirken bir adam sizi bulur.
deniz kokusu getirir size, gencliginizi, cilgin duslerinizi, unuttugunuzu sandiginiz gul kurusu giysinizi.
o zamanki askinizi, eskimis sarkilari.
o anda biraktiginiz her sey yuklenir gelir.

ellerim murekkep lekeleri icindeydi. ellerimi bos tutmadigimi bilirdi. bozuk bir kalemi onarmaya calismak da ellerimi hala bos tutamiyor olmanin sonucu olmaliydi. oysa kadinlar onemserler ellerini, murekkebe bulamak istemezler pek, oyle degil mi?

genc, ucari, sevdali bir kiz cocugu.

gecmis gitmis seyler, onemini yitirmis, bitmis.
tomurcuklarini patlatmaya hazirlanan agaclarin altindan gecip havanin taze ot kokusunu icime ceksem, daha iyi olurum.

uzun suren aylar vardi. gecmeyen saatler. yerinde sayan gunler. her sey cok uzadi. agaclar gec ciceklendi. yagmurlar dinmek bilmedi. yaya gecitlerinde yesil isigi beklemek saatler surdu. bir yerden bir yere gitmek yillarimi aldi. bas agrilarimi dindiremedim. geceler gereksiz yere ikiye uce katlandi durdu. okudugum her sayfaya mor murekkep vurdum. sokaklara, yerlere, yapilara da.

bagislamak?

kimbilir o neler duydu.

acimasizlik kuraldir ve pes etmek en kolay yoldur. oysa direnmek gerekir.

kimin ne yaptigini, ne oldugunu iyice anlamak olanagi var mi?
bes yil once tanidigin biri bakalim o gecen bes yilda senin bildigin gibi mi kaldi?
en iyi tanidigini sandiklarin bile yaniltabilirler insani.

zamanla her sey unutulur. ama zordur.

gideli oldu. uzun oldu.
ne anlatiyordu acaba cevresine.
havadan sudan mi konusuyordur yoksa daha onemli meselelerden mi?
nasil gulumsuyor? hala dostlari var mi? yeri neresi belirleyebildi mi?
yururken islik caliyor mu?
cicek acmis igdelerin altindan gecerken uzanip kucuk bir dal kopariyor mu?

ben onu bes yil sonra Kugulu Park'ta ordek beslerken yakalamak istiyorum asil. o zaman daha yakin olacagiz birbirimize.
bunu beklemeliyim.

gulumsesin istiyorum. basini gokyuzune kaldirarak yagmur mu geliyor, diye soylerken. bir seyler degismis mi gokyuzunde? onun yuzunde?
saclari solmus. yuzunun rengi atmis.
gokyuzunun de.

aglamamak icin uydurulmus bir sarki var agizlarimizda.

cekip gitsek ne olur?
ya da beraber Kizilay'a insek?

susuyoruz.
ne kizginlik, ne sevinc, ne sizi.

yuruyecegiz ve o yol boyunca islik calacak.

gelisememis bir yakinlik simdi. kisacik zaman diliminde ictenlige donusebilir mi?
kopruler kurulabilir mi?
ne bir bakisla, ne gulusunde guc secilir bir acilikla, ne dile gelemeyecek pismanliklarin ellerden, yuzlerden geciveren tanimlanmaz akisiyla.

gulusler yuzlerde donuyor.

yine de gulumsuyoruz.

gerilere, cok gerilere gidiyoruz.
genis bir zaman icinde oraya buraya savruluyoruz yasanip bitmis, gecmis gitmis onca aci.
duvarlara bakiyoruz, camlara, tavana, onumuzdeki yillara.

yillanacak miyiz?

uc kilo kirginlik, uc kilo huzun.

simdi artik gitsem, Konya yolunda biraz yurusem.
kamyonlar, minibusler gecse yanimdan.
yaklasan ilkyazin gulusunu yakalasam agaclarda.
basim donse ot kokusundan.
durup bir turkuye dolansam...

yesilliklerimle yukari dogru baktigimda bana dogru yuruyor olsa?

huznumuzu umursamazliga cevirebilir miyiz?








istanbul
hosting