31 Ekim 2009, Cuma
saat: 00:04


"senin başını hemen şimdi vurdurabilirim bunu gayet iyi biliyorsun değil mi?" dedi sultan. sonra kaftanının eteğini sol eliyle hafifçe yukarı çekip sağ tarafına doğru seyirterek sırtını döndü. gözlerini kapadı, derince bir nefes aldı. arkasındaki adamın titreyen dudaklarından belli belirsiz duyulan fısıltılar, sultanın içindeki bir çok hissi kabartıyordu. an be an. bir an içi bulanıyor hemen ertesindeki an içi acımayla doluyor sonra da bu adamı astıracak kadar nefretle boğuluyordu. konuşsa "asın" diyecekti. o yüzden susuyordu. bedenine dışarıdan bir "şey" çarpana dek hep sevincin engin sularında yüzüyordu. bunu uzun uzadıya tanımlayabilirdi belki, ama o sadece mavi diyordu. diğer taraftan bedenine dışardan bir şey değdiği anda keder onu ele geçiriveriyordu. o zaman içinin ezilişini hissedene dek sessizlik içinde bekliyordu. bu ezilmeyi ilahi bir güçle özdeşleştirip bir vecd anı olarak düşlüyordu. vecd anının bitişiyle yani dışarının etkisinin azalışı ve geçişiyle birlikte, tekrar maviye "yelken" açıveriyordu. usul adımlarla odanın öte ucuna doğru yürüdükçe, gerisinde kalan adamın soluğunun sesleri, terinin kokusu ve korkudan garip bir gerilim yayışı, bedenine ulaşamaz olmaya başladı. sanki bir bulutun içine doğru adım atıyordu, tekrar sevincine ulaşmak üzereydi, renkler değişiyor her şey garip bir maviliğe bürünmeye başlayıveriyordu. tekrar tekrar ve katman katman bir mavilik. o maviliğe kapılmanın tam sınırı olarak hissettiği bir noktada ansızın arkasını döndü, gergin dudaklarından son derece sakince şu cümle döküldü:

"ben dilimi sertleştirdikçe siz de bana daha fazla itaat edeceksiniz! salın gitsin..."

istanbul
hosting