31 Ekim 2009, Cumartesi
saat: 01:35


ve ışıklar söndü. değişen bişe yok. mide ağrısının yıpratıcılığı var. sen mi? sen de değişen bişe yok. ben aslında seni hiç tanımıyorum. gecen seninle tanıstım 6 aylık süreçte, konustuğumuz 6 kere de seninle yeniden tanısıyorum. seninle yeni tanısan insalarınkinden fazla şey konusamıyorum. halbuki ben böyle düşünmezdim. yakıcaktık mumları ışıklar söndüğünde, arkadan soft bir müzik. sabahlara kadar konusmak isterdim. bazen hiç ses çıkarmadan sabahlara kadar sohbet etmek. acaba ben de ki senle, gerçek senin hiç bir alakası yok mu. bunun cevabını biliyorum galiba. bu midemi ağrıtıyor. yıpratıcı.
kendimde olanları bulamıyorum. belki de kendimde olduğunu düşündüğüm şeylere sahip değilim. sen de bu sahip olmadıklarımdan mısın?
artık büyük hüzünler dahi yaşayamıyorum. eskiden sebebinden dolayı içki içip, kendimi paralayacağım konulara birkaç saniye bakıp yüzümü buruşturuyorum. ufak bi mide ağrısı dışında pek bi iz bırakmıyor. seni düşünmek güzel şey. ama umutlu değil. inan hiç umut yok. öteki mi, onu hiç anlamıyorum. yapmayı düşündüğümde beni heyecanlandıran şeylerin sayısı büyük bir düşüş içinde. buna bile engel olmaya kalkmıyorum. böyle sıkıcı günler yazmayı da sevmiyorum ama neyse. beni bu hale sen düşürmedin değil mi. yoo yo cevap verme. ortada cevaplanacak bişe yok. rolünü oynadığını, oynamak zorunda olduğunu biliyorum. ben arkada perdelerin iplerini çeken adamım her zman. sense basit bir figuran.belki birbirimiz için yaratıldık ama aramızda incecik bir perde var. dokunsak yıkılacak ama yenemezsin önyargılarını, başarıyla inşa ettiğin cool tavırlarını biliyorum. siktir et zaten. kafam bozuluyo bu konuyo. sen, ben ve silahım olamaz mıyız? üçümüz birlikte yapamazmıyız diyodu güney. olmuyo işte. ve yine sevgili, damla damla çoğalıyorsun içimde.

istanbul
hosting