|
02 Kasım 2009, Pazartesi
saat: 03:32
bir günde, bir gün bile değil, sadece birkaç saat içerisinde evin bütün düzeni değişti. en tembel ben olmaktan çıktım bir kere. eve döndüğümde umut'la zeynep yeni uyanmıştı. umut bütün akşam ve gece salondaki kanenepede, yorgana sarılıp uyudu uyandı. henüz bir saat önce kendine geldi. birkaç dakika önce de kendi evine gitti. zeynep yerdeki minderlerdeydi bütün gün. ben de balkonun önündeki koltukta. yer cips poşetleri, yarı dolu kola şişeleri, bardaklar, boş ayran kutuları, boş bir badem poşeti, küllükler, meyve tabakları, tuz, bardaklar ve şu an seçemediğim bir sürü başka birşeyle dolu. biraz toplamaya çalışıp resmen yorgun düştüm, gerisini sabaha halledermişiz. akşam otobüs durağında, otobüsün içine kitlenmiş bakarken, o son zamanlarda dilime pelesenk olmuş altmışların dans figürlerini yapıyordum, ortam neşelensin diye. sabah dudak titretip burun tıkamamış olsaydım, orda da salya sümük olabilirdim belki. ya da sonrasında. ama otobüs durağındayken asıl soğuğu yemiyormuşum meğerse. otobüs gitti. ben duraktan ayrıldım. tam hüzünleneyazıyordum ki o rüzgarı yiyince kendime geldim. başımı gözlerime kadar içine gömebildiğim bir paltom var neyse ki. yola çıkıp biraz dolmuş bekledim, ama yağmur indirince daha fazla dayanamayıp taksiye atladım. sonra ev işte. akşam yemek. birkaç telefon. sonra deşifreleri bitirdim. bir yandan televizyon izleyip güldük. son bir haftadır erken yatmayı ve erken uyanmaya çalışmayı, başarıyla uygulayamasam da, fikren nasıl benimsediysem, deşifrelere başladığımda saat 11di ve ben "bitirmek için 1 saatim kaldı olm, sıçtım iyi mi" ruh havasına girdim kendi kendime. birkaç çok güzel ev daha buldum. bir tanesine bayıldım, açıp açıp baktım. nasıl güzel ışık alıyor anlatamam. rabbim beni ışık almayan, karanlık evle terbiye etmesin, katlanamam. hatta mümkünse güneş evin içinden doğsun. yarın vakfa gideceğim. uğur ordaysa gözlerimi kısıp ufka bakarak duygu sömürüsü yapmayı planlıyorum. kendi kafana takmamak kolay gibi dursa da, her gün telefonda aynı sorulara aynı cevapları vermek zor. annemle babamla konuştum akşam, ikisine ayrı ayrı "birkaç hafta içinde işte"li ezberlenmiş cevaplarımı verdim. yarın konuşsak yarın da aynı muhabbet tekrarlanacak mesela. böyle olunca bir akışın ortasındaymış gibi hissedemiyor insan. o gün ne kadar farklı birşey yaşamış olursan ol, her gün en nihayetinde aynı noktaya geliyormuşsun, ne yapmaya çalışmışsan nafileymiş gibi. kendi kendime daha fazla göğüs geremezsem arda'yı araya kalkan olarak koymayı planlıyorum. küçük kardeş olmanın avantajları. ama yarın kendimce yeni bir düzene başlayacağım. salıvermemeli, dikkat etmeli, gezip görmeli, gönlü hoş tutmalı bir düzen. zeynep'le akşamüstü, istanbul'da sonbahar olmuyor mu ne, daha ağaçların yaprakları doğrudüzgün sararmadan, yolları kurumuş yapraklar basmadan birden kış bastırdı, oysa ankara'da sonbahar ne güzel oluyor, ama orda da ilkbahar yok muhabbeti yaptık uzun uzun. ilkbahar bir an önce gelsin çok istedim o sırada. gezeriz tozarız diye. sanki sonbaharda ya da kışın gezilmiyormuş gibi. kemal bilbaşar'ın kitabını da buldum bu arada. öyle. | ||
|
|
||