|
04 Kasım 2009, Çarşamba
saat: 01:28
yerleşik hayata geçmenin sırrı gardıropmuş resmen. bir aydır kıyafetlerimin yarısı çalışma masasının üzerinde katlanmış vaziyette, bir diğer kısmı bavulun içinde dağınık halde, az birazı da poşetlerde duruyordu. dün en sonunda benim kaldığım odadaki zeynep'in gardırobunu boşalttık da eşyalarımı yerleştirdim. daha önceki yerleştirmemekte inat etmek tembelliğe dayanmıyordu ama. hemen bir iş bulup hemen de bir ev bulacağımı varsayıyorduk ikimiz de. ama vakit geçtikçe ve 'bu sefer kesin olacak' dediğim ne varsa birer birer solup gittikçe sürecin sandığımızdan daha uzun olacağı belli olmuş oldu. bu vesileyle, ev demek gardırop demekmiş, bunu gördüm. sabah gardırobun kapısını açıp kıyafetini almak, akşam eve dönüp üzerini değiştirdiğinde çıkardığın kıyafetlerini gardıroba yerleştirmek gibisi yokmuş. gardırop. gar. dı. rop. şu dinlemeye gittiğim ders gittikçe daha güzel geliyor. 'gittikçe' diyecek kadar uzun bir süre olmadı gerçi. ama kadına bayıldım. ben zannetmiştim ki kadın bütün dünyayı gezmiştir, herşeyi göre göre, duyduklarından çarpıla çarpıla, 'bildim' dediği her ne varsa tokatı yiye yiye bu hale gelmiştir, zihni bu kadar berraktır, o yüzden bu kadar keskin bir zekası, bu kadar gelişmiş eleştirel bir bakış açısı vardır. ama baktım biraz önce, çivi çakmış gibi hep aynı yerdeymiş. bazılarının hamuru kendinden böyle oluyor demek ki. olduğu yerden her bir köşeye elini uzatabilmiş olması da hayranlık uyandırıcı. benim bu körelmiş zihnimi bile uçurabiliyor hem. bir yılı aşkın süredir kıçımı bir sandalyede sabit tutup bilmemkaç saat ders dinlemekten uzak kalmışım. o bir yıl boyunca da bütün okumalarım ve çalışmalarım çok spesifik bir alana yönelik olduğundan, önceden bildiğim ne varsa neredeyse unutayazmışım. herşey en nihayetinde bitip gittiğindeyse resmen kurumuş bir beyinle kalakalmışım. ama derste nasıl uçuyorum, unuttum sandığım ne varsa nasıl hatırlıyorum, çağrışımdan çağrışıma nasıl koşuyorum anlatamam. okuduğum dinlediğim herşey yine kişisel birşey olup çıkıyor, unutmuşum bunu, nasıl güzelmiş. bu kadar yoğun ve aktif dinlemeyi de unutmuşum. bundan sonra film de izlemeye başlayacakmışız ders kapsamında. bu, dersin süresinin altı saati bulacağı anlamına geliyor, ama olsun. yarın eğitim var ta istanbul'un bir ucunda. ordan çıkınca biraz karaköy'de dolaşırım, şu sergiye giderim, ordan belki istiklal'e çıkarım diyordum, ama yarın gök gürültülü sağanak yağışlıymış, zeynep söyledi demin. kendi bilir tabi, ama bence yağmasın. şu şarkıya taktım kafayı da bugün. du day du da! | ||
|
|
||