|
05 Kasım 2009, Perşembe
saat: 04:34
Gelin, ölümcül düşüncelerin hizmetkarı ruhlar, arındırın beni cinsiyetimden. Ve beni tepeden tırnağa en şiddetli zalimlikle doldurun. Pişmanlığa giden tüm yolları tıkayın, asla pişmanlığı görünmesin doğanın. Sarsın üzerimdeki amacı. Kadınlığımın göğüslerine gelin. Sütümü alın katliamın elçileri, nefretim için. görünmez karartınızla her nerede bekliyorsanız… doğanın şeytanlığını. Gel, kalın gece cehennemin en kalın örtüsüyle kapla kendini benim keskin bıçağımın ne açtığı yarayı gör ne de kapkaranlık örtüsünün arasından “Dur, Dur” diye bağıran cehennemi... o kadar garip bir ruh haline büründüm ki,sanki yitirdiğim birşeylerin arkasından koşuşturuyormuşum gibi. canımın yanması mı bu yoksa iç huzur ve mutluluğumu mu aramam bu? garip bir ikilem içerisindeyim. belki merak belki de sevgi açlığı. "hep bana"diyenlerden miyim acaba? neden biri çıkıp da "asıl olan budur" diye gösteremiyor? bir sone daha; Bir an sevinç duyarken, korkuyorum sonra hemen, Haydut yıllar çalar götürür diye hazinemi; Bir an, başbaşa kalmaktan öte bir şey istemezken, Sonra diyorum ki, alem niye görmesin sevincimi? Bazan, sana baka baka kendime çektiğim ziyafetle, Doydum sanırken, bir bakışın açlığıyla ölüyorum sonra, Senin bana verdiğin ya da verebileceğinden öte, Ne bir şeyden zevk alıyorum, ne de çabalıyorum almaya. İşte böyle, her gün hem açlıktan ölüyor, hem tıkanıyorum; Ya oburca her şeyi yiyorum, ya da hiçbir şeye dokunmuyorum... işte midemi ağrıtan şeyin kelimelere dökülmesidir bu sone. sözlerimin yetersiz kaldığı noktada,belki de ifade edemediğim ya a ifade edebildiğim ama kişinin anlamadığı sözlerim.. konuşmaktan da birilerine bişiy anlatabilmek için yazdığım yazılarımdan da çok sıkıldım,uzadılar da uzadılar. aylarca döktüğüm gözyaşlarım hatta bir senedir belki de tüm hayatım boyunca akıttığım gözyaşlarım benim aslen içinde bulunamadığım hayat ya da mutluluğundan kaynaklanıyor. yalnız kalma korkusuna sahipmişim meğer ki aslı özgür olamamışım her ne kadar en özgürü gibi gözüksem de. gerçekte o kadar tutsakmışım ki kendime, nefes almaya bile ürkmüşüm hep. belki de bu kendime olan bir güvensizliktir. yitirilen dostlar, sevgililer ve arkadaşlar tekrar bir gün karşıma çıktığında gözlerindeki ışıltıyı kaybetmiş olduklarını görmek çok çok daha koyuyormuş insana. ya da çok sevip de asla söyleyemediğin biri yıllar sonra karşına çıktığında, ya da terkedip de terkettiğim için üzüldüğüm..neden mi?insan olduğu için,üzüntüyü asla hak etmediği için. bir altın tepsi var sanki ama ben içindeki hiçbirşeyi istemiyorum. ne garip değil mi? inançsızlığım mı beni bu noktaya sürükledi yoksa ben mi ara sıra ruhumu yok etmeyi seviyorum? sevdiklerimi neden seviyorum? hem de karşılık beklemeksizin.. bekliyor muyum acaba ben de gidenler gibi?el pençe divan olmuşum her hayatıma giren dosta, sevgiliye ya da arkadaşa, yetmemiş mi? yoksa ben mi hep bir karşılık beklemişim de acısını hayat bende aheste aheste çıkartıyor? çok zor be paşam bu hayatta ayakta kalabilmek. karanlık özgürlük gibi olmaya başladı benm için, bunun sebebi yine kendime olan güvensizliğim mi yoksa? ve bir sone daha; Hepsini al, sevgilim, ne sevgi varsa bende, Çoktan senin olmayan ne sevgi sağlarsın ki? Gerçek der misin ona eline geçirsen de Sevdiklerimin hepsi sende değil mi sanki? Sevgilimi alırsan gerçek sevgi uğruna Ses çıkarmam onunla keyif sürdüğün için; Sevgilime sırt çevirip el uzatırsan ona, Kendini aldatırsan suçun büyüğü senin. Tatlı hırsız, yine de bağışlarım suçunu Sen varımı yoğumu aşırsan bile benden; Oysa daha acıdır, sevenler bilir bunu, Güzel sürtük, kötülük iyi görünür sende; Biz düşman olmayalım canevini söksen de... işte budur..elimdekini çalan oldu, ama şu anki derdim bu değil. eldeki sevgilinin gitmesi değil de saflıkla ya da iyi niyetle tokat sonrası diğer yanağımı çeviriyor olmam. tepki verdiğimde nedense hep en kötü ben oldum. belki de gidenler bu yüzden gittiler ya da sevdiğim kadar asla sevilmedim. belki de asla sevilmeyeceğim öldüğümde toprağın beni seveceği kadar... | ||
|
|
||