|
09 Kasım 2009, Pazartesi
saat: 13:07
çok şey geldi geçti kafamdan şu birkaç gündür. en sonunda dün gece değil, ondan önceki gece anacımın yorganına sarınmış, onun yastığına başımı koymuşken düşüncelerimi konrtol etmeyi (düzenlemek, bir düşünce üzerinde durabilmek anlamında) öğrenemediğimi fark etmek canımı sıktı. anacımın evinde, anacımın şalıyla... nesneler de bilgiyi aktarıyorlar işte. o kadar diyorum şimdilik. sabah erkenden işyerinde olmak, ondan önce beşiktaşta bir poçe yemek için erkenden çıktım ama reina taraflarında otobüsten inmek zorunda kaldım. oraya gelene kadar geyet iyi olan trafik (baltalimanı yoğunluğu sayılmaz-rutin) orada durdu. ikö toplaşması varmış. bir onbeş-yirmi dk aynı yerde durunca indim bende. sırt çantası ve yakın ağırlıktaki kol çantamla birlikte yürüdüm. inatla beşiktaştaki garantiye uğrayıp kart zımbırtımı da hallettim ama. işe geldiğimde kollarım, bacaklarım ağrıyordu. bazı şeyler akıp geçiyor aklımdan, bazıları kalıyor. dile de gelmiyor ama inatla orada kalıyor. bir şey yapmalı. konuşmalı dediğim şeylerin kalakalması. uzaklık-mesafe-konuşamama-kalakalma iyi değil. hele yakınlarınla olunca... üç film izledim. hayır filmler kafamı karıştırmadı. daha önce de söylemişimdir. önümde akıp giden başka bir şeyi izler gibi yaparken düşünüyorum aslında. değişik bir dikkat tutma yöntemi ama elimden bu geliyor şimdilik. sonuçta elde yok avuçta yok düşünce anlamında. çorba kıvamında bir zihin. hepsi bu... | ||
|
|
||