10 Kasım 2009, Salı
saat: 14:16


şimdi insanın kendini tanıması mühim şey efem. ben kendimi algılamaktan hep biraz muzdaribimdir. klasik hikayedir misal; çok uzun zaman başımın çok ağrıdığını, bana ne olduğunu bir türlü anlamaz halde iki seksen yatarken, birisi elini acaba ateşim mi var diye alnıma koyup da senin başın zonkluyor dediğinde ancak anlayabildim. sonra mesela, bazen toplu taşıma araçlarına bindiğimde midem nedensiz yere çok bulanıyordu. bunun da o araca binmeden önce bidonla çay içmemle alakalı olduğunu, çayın aslında midemin içine sıçtığını yeni keşfetmiş bulunuyorum. sonracıma, bir pastanede, cafede oturduktan sonra yürümeye başladığımda her an bayılacakmış gibi olmamın da, az önce 'olm çok güzel ya tadı' diye üst üste birkaç bardak limonata içmemle ilgili olduğunu da yeni öğrendim. karnımın ağrıyıp ağrımayacağını da anlayıp ona göre önlemler de alabiliyorum misal artık. şimdi bu yaşa geldiğimde ben kendimi yeni yeni öğrenmeye başlamışken ve elimizde, gerekli şeyi yaptığım takdirde resmen kendimi çok daha iyi hissetmemi sağlayan bu kadar çok örnek varken, ben ne halt etmeye bazı konularda bu kadar inat ediyorum, onu da bilmiyorum. güneşe ve açık havaya hasta olan bir insan olarak mesela, neden güneşin, gerçek esnaf olmayan çay ocakçılarının o çay bardaklarının yanına iliştirmekte bu kadar cimri davrandıkları şeker adedi kadar ancak kendini gösterdiği memleketlere gitmek için kıçımı yırtıyorum, ben de bilmiyorum. bunun haricinde, kendimi kendi halinde takılmaktan daha çok keyif alan biri olarak algılamakta bunca zaman direttikten sonra, eskilerden candan bir arkadaşla iki saat görüştüğümde, ruh halimin baharda doğanın kaşınarak uyanışına benzemesine de şaşkınlıkla bakıyorum. böylece, daha ergenlikte "yalnızlığa mecbur olmakla yalnızlığı tercih etmek çok farklı şeyler. ayrıca, tanrı, sen yoksun biliyorum!!!!" şeklinde keşfetmiş olmam gereken şeyi bu yaşımda ancak yeni yeni algılıyabiliyorum.

bu son birkaç gündür nasıl güzel geçti bu açıdan, anlatamam. pazar mustafa'yı ziyarete gittim. ilk asker ziyaretimdi. şehrin içinde bu kadar orman nasıl oluyor yahu diye şaşkınlıkla etrafı izlerken, yine de bazı beklentilerimin karşılanmasını bekliyordum. ama bir baktım, mustafa karşıdan kumaş pantalon, gömlek, kravat, süveterle geliyor. gazinocu olduğu içinmiş. ama benim de beklentilerim var, ilk asker ziyaretimde kamuflaj görmek istiyorum. akşam hava kararıp herkes gidene kadar sohbet ettik. ne kadar anlatırsa anlatsın, ben anlayamam, ama ikimize de iyi geldi sanırım sohbet etmek. sonra dün neredeyse altı aydan sonra volkan'ın yüzünü görebildim. nasıl sevgi dolu, nasıl insancıl, pek bir seviyorum. bugün de eser'i görmeye gideceğim birazdan. ankara'dan malezya'ya seyahatinde 12 saati aşkın bir istanbul'da havalimanında bekleme süreci varmış, güzel havanın tadını çıkararak geçireceğiz biz de onu. kabataşa geldim telefonunu bekliyorum evden çıkmak için. bakalım, belki şu dersi dinlemeye gitmem bile. aslında o filmi izlemeyi ve yönetmeniyle sohbete katılmayı çok istiyordum ve hatta dersin bugünkü konusu benim tez konumdu, kadının o konuyla ilgili yorumların dinlemek pek bir güzel olur. ama du bakalım.

istanbul
hosting