|
10 Kasım 2009, Salı
saat: 23:37
şakir, neyi diyeceğimi bilmiyorum, nasıl diyeceğimi de.. tüm bu bilinmezliklerin içinde, eskilerde kaydedilmiş bir de cd buldum. Ne dinlediğimi bilmeden dinliyorum. içimi gıdıklayan bir mızıka gıcırtısı, gıdı gıdı gıdı... bu sorun olduğunu düşündüğümden değil askın suratım, hissettiğim gücten de herhangi bir eksiğim yok. -anneeem, çok kötüymüş dinlediğim şarkı. Sözler olmadan gayet idare ederdi aslında ama o nasıl çirkin bir bayan wokaldi öyle... hemen kapatıyorum- kötü ses dinlemeyeli uzun zaman olmuştu. iyi geldi belki de, belli değil. yıllanmış ton balığı gibi hissediyorum sanırım, karaya vurmuş da tekrar suya dönmeye üşeniyormuşum gibi bir duruşu var sıkkınlığımın. ton balığı nasıl yıllanır biliyor musun? -bakıcaz.- -güneş doğar neşeden de, yar geliyor köşeden- siktiğmin memleketinde yürümeye yol, yatmaya hastane bulamazken, bu kadar vergiyi neye ödüyoruz diye düşünen bir ben miyim? diyerekten düşünmeye başladım, düşüncesiz yaşanabilir mi diye? faturasını ödediğim elektriğin hizmetini alamıyorum mesela, nasıl oluyor? şakir, napıyoruz böyle durumlarda? hemen vergi kaçırmaya başlıyoruz. üstelik "vergi nasıl kaçırılır" üstüne de bir dolu sunum hazırlamış biri olarak, önce kara parayı bulmalı, ardından da bilinen ya da yeni icat edeceğim yöntemlerle, aklamalıyım karayı, parayı... evet doğru anladğın, en azından yanlış anlamadığına eminim, "nasıl sikerim" planları yapıyorum artık. sevmediğim topraklarda, vatanseverlerinden daha özenli yaşamaya çalıştığım bunca zamanın, miladı dolmuş, tadeahülden kalkmış bozuk parasıyım artık. doğmamış çocuklarını ayrı, yatırmadıkları mezarlarını ayrı sikeyim dediğim, aklı götlerinde, götleri koltuklara zamklı, milletten geçinmeli hükümet hissedarlarının, ne yaparsam yapayım, ceplerini doldurmaktan kendimi alıkoyamıyorum... heh yazık bana, ki bunu yapabilen kimse de yok zaten... -tekrar dönüp okumamacasına yazıyoruz tamam mı?-istersen oku... -siktir lan! kürtlerle iş yapmamaya karar werdim. Türkler'in de söyledikelerinin nerdeyse yarısından azının doğru olduğunu ve müteahhitlerin malzemeden çalmadan para kazanamadıklarını gördüm. Din adamlarının hangi dine mensup olurlarsa olsunlar paraya taptıklarını, parası olan her din adamının sapkın olduğunu, her sapkınlığın içinde en büyük günahın zewkinin varlığını öğrendim. Sevenin sikildiği, sikenen sevildiği bir memlekete acımamanın tek sebebir belki, bu lafın günlük bir klişe haline getirilmiş olması. bu demek oluyor ki, nasırlaşmış götlerimiz sızlamaz olmuşken bir taraftan, girdiğimiz deliğin de çok bir ıslaklığı kalmamış zımpara kıvamında şeylerimizden... genelde, şarkı denen şeyde söz olmasına da pek sıcak bakmıyorum şakir ben! sadece müzik güzel; "Sözler sizi bir yere götürür, müzik ise istediğiniz yere..." kimin dediğini hatırlamasam da, iyi dediği kesin. ananim desek çok mu saygısız olur? dimi? iyi sevişenler zampara, kötüleri yazar oluyor memlekette. Hazır elime almışken, herkesi boklamadan geçmem ki hala orhan pamuk'a kılım Mevlana hakkında söylediklerinden... Hasan Sabbah olmak var birde, oturup Alamut'un mesela, zindanına mesela, yeni bir işkenceyi tasarlamak... o kadına tapan o adamı düşün mesela? adamın elinden kadını alabildiğinde mi daha çok acıtırsın, bununla ilgili bahse girdiğinde mi? ama yine de kıçındaki kılları tek tek yolmanın acısı dayanılmazdır? nefrete minnettar olma durumu doğurur, umursanmamak dayanılmazlığı... saat: 23:51 bir de, acımicaksın, missss | ||
|
|
||