13 Kasım 2009, Cuma
saat: 01:09


tamam, herkes herkesi biraz kurup da yaşıyor. bin yüze kurulup da gittiğimizi zaten biliyoruz. ama bu kurgulardan birine her daim maruz kalıp, sürekli çok derin bir haksızlığa uğramış ruh haliyle köpüreceğim günlerin geleceğini pek ummazdım. büyük kardeşler, oyuna alınmak için kenarda oturmuş bekleyen küçük kardeşlerin ruh halini de pek bilmez zaten. bazıları, iyice zaman geçtiğinde ya da birisi dışardan uyardığında bunu tahmin etmeye başlayabilirler. bazıları etmez. ama konumuz bu değil.

arka koltukta geçen muhabbete kulak misafiri olurken, dayanamayıp fikir beyan etmeye karar veren, "ama senin de maşallahın var bacım" yerine "hiç de güçsüz birine benzemiyorsunuz" diyen şoförü seviyorum. ben de karşılığında bir hikaye anlattım, hep beraber güldük. daha da anlatırdım, ama kimi neye katıyor gözükeceğimin ayırdına varamadığım için sadece aklımdan geçirmekle ve sesli gülmemek için arabanın camından dışarı bakarak dudaklarımı ısırmakla yetindim. zeynep'le bir arada olduk mu iki hanzo oluyoruz resmen. kendi başımızayken birer zerafet timsali olduğumuz anlamına gelmiyor bu pek tabi. ama yan yanayken, birbirinden cesaret bulup bütün o sinirli ses tonlu ikazları vız gören ve kudurdukça kuduran çocuklar gibi iyice sapıtıyoruz. ben bir ara o kadar coştum ki hatta, zeynep erkek olsaydım abaza olacağımı söyledi. ben de hep aynı şeyi düşünmüşümdür aslında. şimdi nefes alıyor olmaktan kurtarıyoruz zaten ikimiz de.

yeniden kitap okumaya başlayabildim. bayağı bir zamandır okuyamıyordum. çözüm en bi' sevdiklerimden başlamakmış. sabahları uyanıyorum. görüşümü hala odaklayamaz haldeyken kitabı elime alıyorum. bir süre allak bullak cümlelere bakıp gözümün önündeki bulanıklığın kaybolmasını bekliyorum. sonra da okuyorum işte. ne zaman olduğunu hatırlayamadığım aralarda uykuya dalıyorum. rahibelerle aristokrasi tartışıyoruz. sonra uyanıp kaldığım yerin bir sayfa öncesinden okumaya devam ediyorum. geceleri de sürekli birşeyler dinliyorum, iyi geliyor.

bu hafta ne zamandır görülemeyen eski arkadaş geçit töreni gibi oldu. yarın akşam fatih istanbul'a geliyormuş, fransa'dan. gece de bursa'ya devam edecekmiş. aradaki dört-beş saati de bir yerde oturarak geçireceğiz işte. anlatacak süper gaz birşeylerim olsaydı keşke, çünkü master tezini bitirme arifesindeyken, herşey sona erdiğinde istanbul'a gelebilmek için benim acayip fırsatlar yakalamış olmamla gaza gelmeyi hedefliyor kendisi bir süredir, ne yazık ki eli hep boş kalıyor. tabi hayat bu, yarın bir mucize olur belki, kim bilir. ama muhtemelen olmaz. gerçi herşeyin güzel olduğuna ikna oldum ben. sırf dün gece neil bana şu maili atabilsin diye saçmasapan bir tez yazmaya karar verip, dünyanın en güzel kayıp köşelerinden birine en anlamsız işleri yapmaya gittiğime ikna olduğum gibi. insan bugünden geriye baktı mı genel hatlarıyla herşey, tamam herşey değil ama bazı şeyler, nasıl da birbirine bağlanıyor. sırf bugün olabildiğin noktaya gelebilesin diye bütün o şeyleri yapmışsın gibi hissediyorsun sonra. falan fıstık.

istanbul
hosting