|
13 Kasım 2009, Cuma
saat: 05:50
şakir, bir yolunu bulup, aklımın içindekilerin deşifrezizasyonunu sağlamalıyım. Birine açılmak amaçlı değil, tamamen kendimsel eğilimli. Bir ben anlasam, kimler neler düşünür. De sorun o anlayışsızlığımda, fazla alıngan, bir o kadar kendini anlamsallaştıramaz halde, sabahın 5inin ötesindeyim. İsim tamlaması olarak afilli olsa da, hissedilmeyen parmak uçlarımın görmeyen gözlerime salgıladığı sızı dışında, pek bir haliyeti ruhuyesi yok ömrümün. Tam şu andan bahsediyorum. güneş doğduğunda ewden çıkma zorunluluğu olmayan insan kalabalığına dahilim. Belki de bu yüzdendir ne zaman güneşi görsem, ewden kowulma hislerim! Ezip, büküp, yamultup şekillendirdiğim dünyamın, yawaştan ellerimden kaydığını hissediyorum, kum taneleri gibi de değil üstelik ya da bir toz bulutu. Hayır kesinlikle değil, sağlam bir kütle düşün ki belki de artık awcuma sığmıyordu, usulca yuwarlanıyor uyuşuk parmaklarımdan yer çekimi yönüne... Yerden ilk sekişinde de yakalasan hayatı havada, bir şeyler eksilmiş olur yine de! eski beni bulamazsın, o kokuyu burnuna çekip lezzeti anamazsın. Öptüğün kadınlar ne zaman gelir aklına bilmem ama aşktan ötesi yalandır, pornogrofik öpücüklerde. Ne dediğimi ben de anlamıyorumlu çoğul zamanlardayım, "ben bunu gözüm kapalı da yazarım" diyorum, hipermetrop gözlüklerimden dünyayı görmekte yorulduğumda. Gözlerim bozulmadan önce nasıl görüyordum hatırlayamıyorum dünyayı, öyle uzun olmuş, yaşla orantılı, evrim teorisine inat, düzelmiyor gözlerim! Kör olsam da yine sana aşık olurdum, kesin! O gözlerinin betimlemesi gerekmezdi, ve gözlerini gören daha fazla seni göremezdi!.. Ben kokuna taptım halbuki, ne zaman olmasan, yatağın hep sen tarafına yattım ki, üstümde sen ne çıkardıysan o sabah, o vardı. Öyle güzel kokuyorsun çünkü, dudaklarını büzüp oturduğunda, gözlerinin tuzu karışmış tenin, hala göremediğim bir sahil esintisi muhtemelen, tattıklarıma hiç benzemiyor! Şimdi desen ki şakir "gidiyorum", eyvallah be hacı, fazla bile kaldın. Ortalamanın üstünde bıraktığın için beni, saol. Hep seni sordular bana, "Şakir kim?" ne bileyim ben? benim bilişimi bilebileceğinizi nerden bileyim? öpmediğim yerin kalmadan gitme ama olur mu? en sewdiğin mewsim olsa da gri gökyüzü, güneşsiz serin, sen yine de bahar alerjisinin kabarmasını bekle! hapşırmaktan düşünmeye zamanın kalmasın. Hiç birşeyi ıskalamamanı dilemekten başka birşey gelmiyor elimden. Ne zaman bir önceki cümleye bir kelime iliştirsem, şimdikinde mutlaka tekrarlıyorum. Kısır döngüler içinde kıt sözlüğümle mutluyum ben, çünkü başka birşeyim yok mutluktan. Devrik cümlelerimin tabiki mimarı da benim tasarımcısı da, rast gele yazıp arada anlatım bozukluğu yapmıyoruz. Anlamsız ya da bozuk birşeyin ifadesindeki vurgudur onlar bu yüzden özürsüz dilemesiz! bastığım her tuşta yüzüne gülümsemek istiyorum birde, öyle birden bire içimden geliyor, aldığın nefes olmak... "Can"dır kalbinin atışı, sessizlik suları gecelerde. Alt alta yazsam şiir sanılır diye çok korktuğum bir aşkı yaşıyorum ben seninle, sonunu görmediğim sürece uçsuz bucaksızdan öte yol bulamayacağım bir hiçlikte. Kompozisyonun da kafiyesi mi olur dersen? belli sınavların edebiyat bölümlerinde sorumlu tutulabileceğini hatırlatırım sevgili şakir! tut ki, sırnaşan bir kediyi kıskandım, hangi ara bacağına deyse tüyleri, huzursuzluktan karnım karıncalanıyor! öyle de bencilce seviyorum, tüm dünyanın sevme hakkını, kendi bedenimde kullanıyorum. | ||
|
|
||