14 Kasım 2009, Cumartesi
saat: 20:45


aşkın ya da bir diğer anlamıyla çıkar ilişkimin olmadığı çok az dönem var sanırım.
evliyim bir de üstüne. o şimdi dışarda barda arkadaşlarıyla takılacak, beni bekliyor; bense sudan sebeplerle evin tadını mı çıkarsam diyorum. tadını bilgisayarın başında çıkarmak bayat tiramisu yemeye benziyor. çok ciks geliyor bu tatlı bana ama bir o kadar da japon. basit düşünmeye başladım evet. sarhoşken kredi kartımı kaybettim sanıp alışveriş merkezine gitmek ve üzerine parfüm almak ve insanların tuhaf bakışları arasında taksit yaptırmak sanırım hayatımda yaptığım en salakça şeyler listesinin ilk 5ine rahat girer. ben hangi ara bu kadar basit bir insan oldum yahu. bit gibi.
şimdi kalkıp makyaj yapmak saç yapmak mı soğukken bile dekolte giymeye çalışmak ek olarak yoksa evde pis pis oturup miskinliğe devam mı etmek? bugün cumartesi durma evde, ve asla aynı giysiyi giyme. ha bir de o kadar annenin emeklerini hiçe sayarak aldığın ya da aldırdığın kırmızı rujlar sana yakışmıyor, küçük sürtük.

saat: 20:57

ikimizde elif'tik ama..
geçen küçük ve asi yeni üniversitedeki tek arkadaşımla bir cafeden kahve ve yemek sipariş ederken, hani şu isminizle kahvenizin hazır olduğunu bağıran yerlerden, yanımdaki hatunun adaşım olduğunu farkedince bakmadan edemedim. o da elif'ti ben de, ama bu kadar mı fark olur. uzun boy, kabarık uzun saçlar, manken gibi bir beden, pahalı şıkır şıkır tertemiz giysiler, allığı oturmuş bir makyaj,bronz bir ten, kocaman güzel bir gözlük, 30larında ama 20lere taş çıkaran bir havalı bir taş elif var yanımda. bir ona baktım bir kendime, elif olmayı kendime yakıştıramadım o an. kendimi o kadar bodur, şişman,pis,hantal yani kadınlıkla alakası olmayan ne varsa hissettim ki, kahveci çocuk adımı sorduğunda öküz çıktı ağzımdan, yok beyefendi size niye öküz diyim, benim dedim o, kendi adım. görsel salak olan elif'ten bir anı okudunuz.

istanbul
hosting