|
15 Kasım 2009, Pazar
saat: 10:46
siz diğer yazarlar, bence çok benziyoruz birbirimize. ama dışarda bir afra tafralıyız çaktırmamak için zayıf yönümüzü : 'birileriyle konuşmaya ihtiyacım var, hep vardı hep olacak, etrafımda ister milyon tane insan olsun, ister yapayalnız bir odada kör biri olayım, birileriyle konuşmaya ihtiyacım hep vardı hep olacak. anılarımı ve düşüncelerimi birilerinin aklındaki 'ben' romanına yazmalıyım ki öldükten sonra zihinlerde var olayım. bir kitap yazayım, bir resim karalayım, adı her neyse; benden bu dünyaya kalacak bir şeyler yaratmalıyım, bu yüzden konuşmalıyım ister ses tellerim yardımcı olsun, ister el haraketlerimle anlatayım kulakların algılamayacağı şekilde, ama illaki zihnin sonsuz girdaplarının bir parçası da ben olayım. bedenim yok olduğunda bile düşünülmeye ve hakkımda konuşulmasına ihtiyacım var gibi hissediyorum çünkü. orada bile yalnız olmak, karşılıklı konuşup bir kahve içememek fikri soğuk geliyor. en kötü durumlarda bir hayvanda arıyorum sıcaklığı, ya da insanlara küfrediyorum beni, benim istediğim kadar sevmiyor, ya da ilgilenmiyorlar diye. halbuki hala saftır bir yanımız, durup durduk yerde biri neden sevmesin ki beni. yine de korkularım var, tamamlanmış değilim, bu yüzden konuş benimle, bu dünyada var olmamın tek yolu bu.' temel psikolojik ihtiyaçlarımızı duyurmamak istiyoruz, biz bu konuda da başarılıyız, çözdük insan ilişkilerini diye belki. kimiyse çok rahat, belki de çaktırmamakta iyi ya da cidden başarılı. şahsen afra tafralı, burnu büyük çok tanışmam, çok konuşmam oldu. ya bunun bir sonucu, ya da yapı itibariyle itici ya da sinir bozucu bir yanım vardır; insanların beni o kadar da sevmediğini ya da yeterince çok kişinin sevmediğini düşünüyorum. yani Nsk: seven kişilerin sayısı olsun Nksm:kişinin sevme miktarı olsun bunları kişi bazında çarpıp, her kişininkini tek tek topladığımda çıkan rakam, beni tatmin etmediği için çoğu zaman telefon rehberimden arayacak doğru düzgün kimse olmadığından yakınıyorum. arayabilecek bir telefonum olması güzel tabi, en azından; ama konu bu değil. ayrıca ebeveyn sevgisini hesaba katmıyorum, çünkü onlarınki bambaşka bir psikolojiyle bana sunulan karşılıksız bir sevgi; benim çabalayıp da kazandığım bir saygı da yok ortada sevgi de. bu yüzden insan cidden tek kaldığında, konuşmaya konuşmaya sesi çatallaşmaya başladığında bile aramak istemiyor bazen ailesini, ben başarısız oldum dünyaya karşı, insan ilişkilerinde sorun yaşıyorum demek istemiyorsun. bunu kabullenmek bir yandan güzel,üzerine çalışacak konuyu biliyorum, bir yandan sürekli tekrar ettiğimde üzerime cidden yapışır diye korktuğum bir durum. muhtemelen 'arada sen de böyle hissediyor musun' diye hitap ettiğim buradaki diğer yazarlar bu satıra ulaşmadan ilgilerini başka bir şeye yönlendirmiş olacaklar. kimi zaman ben de yapıyorum bunu, 'aman çok uzunmuş, okuyamam ' diyip, geçiyorum. bu da ne dinlediğimizin, ne de dinlemek istediğimizin asıl seçimimiz olduğunu gösteriyor. karşı tarafa kısıtlı bir hak tanıyıp sevilmeme ajitasyonu hem yapıp hem derinliklerimde hissederken, insanları asıl ben yeterince sevmiyorum diyorum. belki de o bulduğum rakamla benim sevdiğim kişi ve o kişileri sevme miktarlarımı çarpıp topladığımda bulduğum rakam aynı olmalı, en azından yakın. çoğu insana tahammülüm olmadığı gerçeği de beni bugünlere taşıdı. anlamsız konuşmaları olan çok insanla birarada oldum, benim konuşmalarımı da anlamsız bulan olmuştur elbet. hatta salt sohbet değil, yaptıklarıyla da kriterime uymadığı için hayatımdan postaladığım çok insan oldu. ben şimdiye kadar kime gerçek anlamda değer verdiysem benden illaki üstün biri olduğuna inandığım içindi. saygı duymadan önce sevgi oluşturamadım. benim bilmediğim yazarlardan bahsedecek, cevabını bilmediğim soruları anlatacak, duymadığım için gözlerimi kaçırıp eve geldiğimde araştıracağım müziklerden, resimlerden, işletme mantığından, para piyasalarından, ya da durup durduk yerde periyodik tablodaki her elementin numaralarına kadar ezberlemiş olacak, matematik olimpiyat sorularıyla uğraşan biri, hastayı acil durumda kurtarabilen bir doktor, şaraptan anlayan bir doktor, kafasının içinde milyonlarca bilgi olduğunu bildiğim bir doktor, bir konuşmacı olacak.. bunlar karikatürize ya da çok detaylı örnekler, fakat beni hayran bırakıp, bir şeyler yapmaya teşvik etmeyen kimseye saygı ya da sevgi duyamıyorum. ne dost hanesine atıyorum, ne de hayatımda tutuyorum. tutuyorsam, çok yalnız olduğumda bari arayabileceğim birileri olsun diye bırakıyorum. ne lise arkadaşlarım, ne eski ya da yeni üniversiteden, karşıma böyle insanlar çıkmıyor. biz genelde ilişkiler hakkında konuşuyoruz, erkek arkadaşın var mı, varsa durum nedir, yoksa nasıl bir ilişki istiyoruz. bunu yenmek için ve artık ileri doğru adım atmak için bir şeyler yapmak istiyorum uzun süredir. bir arayış içindeyim, büyük bir arayış. paramı har vurup harman savurmak da bu arayışın bir parçası, boşa çeviriyorum dönmeyen bir kapıyı. klüplere kaydolmak istiyorum, yaşça benden en az bir on büyük olsunlar diyorum, ki muhtemel bilgi ve tecrübe fazla olacağı için daha kolay olacak saygı meselesi. ama hala nereden nasıl bulabileceğimi, o insanlara nasıl güveneceğimi ya da güvenilirliklerinden emin olabileceğimi bilmiyorum. yeni üniversitemde mezunlar derneğine üye oldum, konuşabilecek birileri olsun, liseden yeni çıkmış hevesler dışında konuşacağım konular olsun diye, seçim sırasında kavga çıktı, taraflar pahalı takımlarından endişesiz birbirlerine girdiler ağız burun. bu olamaz dedim içinde bulunmak istediğim grup.yine talihsiz bir seçim yaptın. velhasıl, artık çıkan o iki rakamın da kocaman olmasını istediğimi biliyorum ve diyorum kendi kendime, insanlar o seni hayran bırakabilecek niteliklere sahip olmaya çalışırlarken tek başınalardı, belki hayran olduğun onların aslında yalnızlıkla başedebilme yöntem ve yetenekleri. Ekleme: Şu sıralar o rakamlar umrumda bile değil, çünkü kendimi kandırmayı bıraktım; ben kimseyi, evet, evet kimseyi sevmiyorum. sevemiyorum bile değil. artık ortak noktalar da zerre umrumda değil. bu yazıyla ilgili tek umrumda olan birilerinin hoşuna giderse kendimi iğne ucu kadar da olsa tatmin edebileceğim. tek başıma ayakta durabilmemin ve başarının peşindeyim artık. sadesi makbul bu işin, maneviyatın luzümu yok. (6:19 27.K.9) | ||
|
|
||