15 Kasım 2009, Pazar
saat: 17:27


şu sıralar cidden paylaşmaya bir şeyleri çok ihtiyacım olduğunu farkettim ve bir de zamanında korkularımla neyi tasavvur ettiysem onları yaşadığımı. şimdilik geçmişte kaldı onlarda , bu yüzden hazır hayatımı ben ve korkularım, ben ve dileklerim, bir şekilde belirlediğini öğrenmişken, en azından daha aydınlık hayaller kurmaya gayret edeceğim. kelimeler arasına sıkıştırdığım kaygı ve karanlık bir hayal gücüyle 'belki yarın şöyle olacak' dediğim neredeyse her şeyi bir hakkın yaşamış olmam tesadüf olamaz.

dün akşam yazdığım taksim'de bir barda beni bekleyen '1' aylık eşim ve orada onu ne şekilde bulup, alkolle kime dönüştüğünü görmekten dert yanmak istiyorum şu an. gidip gitmemek arasında kalmıştım, oturup pis pis kıç yaymak veya süslenip sarhoş olmadan çekilmeyen sarhoşhanelerde takılmak seçenekleri arasından, sevgili annemin tavsiyesiyle, 'kocanı yalnız niye bırakıyorsun canım' şeklinde, gitmeyi seçtim. gittim de ne oldu. telefonda bir arkadaşının çok sarhoş olduğundan, dışarıdakilere agresif ve saldırgan bir tutum sergilemeye başladığından, kendilerine de sevilmemekten yakındığını söyledi. kısaca, oraya buraya sataşan, taksime giderken bir kez daha düşünmenizi, ya da yolda iç huzursuzluğunuza sebep olan tiplerden birine dönüşmüştü arkadaşları. bir yandan esrar kafasıyla andavallaşmış sürücüye taksim tünelinin neresi olduğunu anlatmaya çalışıyor, richmond oteli ısrarla yanlış yazdığı için navigasyon cihazına niye para verdik ki, diğer taksiciler biliyor işte dayılığını dinliyordum.

-ama gecenin çok güzel bir beş on dakikası vardı. 'Far-Out Son of Lung and the Ramblings of a Madman' (The Future Sound of London) isimli şarkıyı dinlerken sisli bir istanbul gecesinde boğazı geçiyordum. hayatın fon müzikleri, özellikle şehrin sesleriyle karışan şehir müzikleri o şarkıyı bir daha asla o şekilde dinleyemeyeceğiniz için anı mükemmelleştiriyor. yani şarkının bir yerinde çalan korna sesi bir daha orada o saniyede çalmayacak ve o şarkı sonsuza dek özel bir versiyonuyla o günde kalacak.- bunları düşüne düşüne taksime ulaştım.

gittiğimde yeni yeni sarhoş olmuş bir adam ve yanında bir takım başka adamlar vardı. sürekli bana kız bul diyen mavi gözlü bir aptal herif iki yıl sonra yine karşıma geçmiş, bana kız bul diyordu. nefes alması yeter dediğimde bozulan bu adam için cidden kalbi atan herhangi bir dişiye muhtaç durumda olması bende neredeyse tik oluşturma noktasına gelmeden gürültülü bir bara girdik. gizli evlenmemize özenen genç bir çiftte vardı yanımızda. kız bana sorular sordu, adı eceymiş, adı ece olan herkesi severim; kendimi üç yaş farka rağmen yaşlı hissettirecek kadar soru sordu.

bense kendime bir soru sordum, evlenmenin kıskanılacak yanı nedir? ev sahibi evden çıkaramasın, dini bütün kişiler dedikodu yapamasın diye bir kağıda imza atınca ne değişti, allasen. neyin değişmediğini dün gecenin sonuna doğru tekrar anladım da bu konuyu biraz daha irdelemek istiyorum.
bir şeye emek verip başarı mı kazandım? ha eğer bu ilişkiye emek verip bir şeyler kazandıysam bunun için tebrik almamın anlamı nedir? bu zaten benimle ilişki kurduğum kişinin arasında akışına giden bir durumdur, seyir değiştirmesini yine o ilişkiyi kuran iki kişi belirler. seksüel çekimi bir kenara bırakıp soruyorum,ki yaş itibariyle bir süre sonra cidden bir kenara kalkacak o, hiç size biri tutup da fatma ile dost olmuşsun,ayşecim,ahmetçim adınız her ne ise, tebrik ederim sizi diyip üzerine bir kutlama yaptı mı? dostluğunuzun sembolü olan bir giysiyi tomarlarca paraya alıp ya da kiralayıp insanları, biz dost olduk, canım yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez diye çağırıp, cümbür cemaat halay çektiniz mi? kurdele taktınız mı kankardeşi olduğunuzda? hangi noktadan aktığı önemli mi canım, ikisi de kan işte.
kendime geri dönüyorum, bu ülkeye bir katkım mı oldu evlenince?
birine bir faydası mı oldu benim evliliğimin? bir çocuğun hayatını mı kurtardım, dünyaya iyilik mi getirdim? gülmek istedim kızın suratına ve daha önce 'ay çok kıskandım' diyen arkadaşların suratına. statüyü medeni halde aramayınız, toplum dediğim babam mantalitesiyle kimsenin gönlü kırılmasın diye resmiyete dökülmüş bir mevzudan ibaret, ha bir de masraf olmasın. takı yerine içki alınsın mesela, gerçi iki tarafında içebildiği bir çifte alınsın. ya da birine faydalı bir şey bilemiyorum, takı yerine bir alternatif düşünemiyorum şu an, ama takının en saçma seçenek olduğunu biliyorum. her neyse geceden çok saptım.

gece, küçük madrabazın beni gördükten sonra kendini bırakıp delice sarhoş olmasıyla bozulmaya başladı. içme dedim, elimdeki içkiyi farketmeden suratıma döktü. suratıma içki döktün dedim, eline sürdüm duymayınca bak ıslattın diye, beş yaşında çocuk gibi benim üzerime sildi. arkasını dönerken öbür yanağıma döktü içkiyi, ve ona vermek istemediğimde yere. yenisini aldım, vermeyince küfür etti.
ve benim şu hayatta duymaya tahammül asla edemediğim 4 kelimeden birini söyledi.
git dedi. ben de gittim.
geri gel dedi. ben gitmeye devam ediyordum.
bu ilişki gelmezsen biter dedi. ben o sırada veda ediyordum.
sabaha karşı özür dilemek için aradı. ben evdeyim, uyuyacağım diyordum.
sabah uyandım, korkuyla. hala alışamamışım yatağımda daimi biri olmasına.
affettim sanıyordu, ben evden gidiyordum.
o bana sırnaşıyordu, ben kapıdan çıkıyordum.
hoşçakal demeden çıktım.
hoşgeldini duymadan bilgisayarımın başına geçtim.
buraya olacakları yazmaktan korkuyorum, çünkü kendime artık loş ve melankolik mutsuz sonlar yazmayacağım. değişmeyen şeyin de ne olduğunu biliyorum. sarhoşken kim olursa olsun çekilmiyor. ve benim otuz yaşında koca bir bebeğe bakmaya asla niyetim yok. bir ilişkinin hayatımın önem listesinin ilk sırasında olamayacağı, olmaması gerçeğini iki senedir çok iyi bildiğimden bunu da önemsemiyorum.
alkolün etkisiyle edilen küfür ne kadar sarhoştum ya kusura bakmaysa, sarhoştum ya kusura bakma lafı da bir o kadar alkolün etkisiyle edilen toparlama çabası.
velhasıl, gecenin başında önümde gitmek ya da gitmemek vardı, gitmesem kıskanırdım büyük ihtimal kafamın etini yerdim; gittim kafamın etini o yedi. gecenin sonundaysa tek bir seçenek vardı.
eğlenmek için içki içmek beraberinde bunu getiriyorsa, ben yokum arkadaş, lanet olsun böyle içmeye. ağzıyla içenlerinden alayım ben bir kaç tane.


istanbul
hosting