15 Kasım 2009, Pazar
saat: 21:10


"Kurşun Kalem- Kırmızı Kalem"

Pembe boya kalemleriyle başlamıştı yazıp çizme heyecanım ,
4-5 yaşlarındaydım.

Sonra bir kurşun kalemle devam etti,
hani biraz kullanmaya mecbur tutulduğumuz,
silinsin diye hatalarımız,
karalama olmasın,
net, anlaşılır, okunaklı olsun diye
her yazdığımız.

Hepimiz öyle olmak zorundaymışız gibi...

Şimdi düşündüm de biraz,
Hayatımızda da öyle mi olmalıydık?
Hep farklı olsak da,
kusursuzmuşuz gibi mi görünmeliydik?

Yanlışlara yer yokmuydu yani,
hata yapmamalımıydık kağıt üzerinde bile?

Neden?
Kabul etmiyor mu yaşam karalamaları?
Etmeli bence!

Küçükken inadına silgi kullanmazdım bazen,
karalardım üzerini yanlış yazdıklarımın,
" y "lerimi üzerinden geçerek "yumuşak g" yapmıştım çok kez.

Şimdi de inadına mı bilmem ama
Hala hata yapıyorum,
Bile bile,
Farkında olarak ...

Oysa ki ben elyazısıyla yazmayı hiç sevmedim.
Hala sevmiyorum.

Harflerimin kimi el yazısını andırsa da ,
el yazısıyla koca koca paragraflar yazmayı sevmiyorum.
Zorla sevmek, ne kötü!
"Güzel yazı" adı altında yazılmış
konulu zorlama yazılar,
hep bir mecburiyet.
Hem ben neden seçemiyordum ki
yazmak istediğimi?

Aslında bana bırakılsa ben yine o kurşun kalemlerden isterdim belki.
Yumuşacık,rahat ettiğim o kalemleri...
Ama "bırakınız dayatmaları"
diyecek halim yoktu ya o yaşımda!

Yanına bir de kırmızısını eklemişlerdi sonra
Sahi, ne eğlenceliydi,o bile bir renkti
bembeyaz olması gereken sayfalarıma...

Şimdi neden bilmem ,
hayatım,
Kurşun Kalem'le Kırmızı Kalem'in hikayesini andırır gibi ...

Başlık atmak, en sevdiklerimdendi,
Kompozisyon itina ile yazılır,
Başlığım itina ile seçilirdi,
hep" farklı olsun" isteğim vardı.
Al işte, hala seviyorum başlıkları...


Not!
Boyalarım:
Işıl Ablam hediye etmişti onları,
Artık yok o küncük.
Ama gülen gözlerini hafızamdan silemediğim,
3 5 kişiden biri hala benim için.
İstanbul'a gittiğimde belki,
İlk boya setimi hediye aldığım
o eve uğramalıyım bir ara...


istanbul
hosting