15 Kasım 2009, Pazar
saat: 22:21


son iki gündür ne oldu bilemiyorum ama saatlerce yazmak istiyorum. az önce eski arkadaşlarımın son olarak 2006'da biten yazılarını okudum. şu anda görüşmeyi reddettiğim bir tanesinin yazıları ise cidden üzdü beni. açık açık ölmek istiyordu bu genç kadın ve biz bağırdığında duymuyormuşuz bile. belki o zamanlar biz de ölmek istiyorduk, kolay geliyordu. ya da yine bugün olduğu gibi ilgi çekmek istiyorduk. her ne sebeple olursa olsun biri ölmek istediğini söylüyorsa altında, taşın altındaki kara çamur gibi ıslak yapışmış sorunlar yumağı vardır. diyorum ya sebebi ne olursa olsun.

daha sonra bu kadın birine aşık oluyor ve akabinde üniversiteye başlıyor, beraber yaşıyorlar bir süre. bunlar artık günlüklerinde yazmıyor, biz izliyoruz onun hayatını. ama iç dünyasında dönenlerden haberimiz yok artık.
izledim. yanında olmak istedim. aşık olduğunu sandığın adam,adam değil dedim. ben bağırdım bu kez o duymadı.

aradan zaman geçti. ben yurtdışında kaldım bir süre. ama o geçen sürede de beni duymamaya devam etti. hayatı değişiyordu ve ben artık izleyemiyordum bile. yanımda aradığım genç kadın bu kez ben devrikken yardım etsin bana istedim. duymadı.

hayata geri döndüm ülkemde. geri dönene kadar çok geri dönüşler de yaptım. o kara çamurların içine ben sıkıştım, o taşı ben itemedim. itip yıkanamadım taşın yanındaki koyu yeşil şelalede. benzetmelerim bir kenara, cidden ahlaki değerlerin neredeyse tümünü hiçe sayacak şeyler yaptım, günahlar, suç adını telaffuz etme şekli hayal gücünüze kalmış.
burada bile yazmaya cesaret edemeyeceğim şeyler yaşadım belki başka isimle, beni tanıyan hiç kimsenin ulaşamayacağı bir şekilde yazarım bir yerlere, ya da hep o hayalini kurduğum 'inanmanızı beklemiyorum' kitabıma döker saçarım olanları. beni izleyen nadir hayatlar bile, ki buna ben de dahildim, inanamamaya başlamıştık bir süre sonra.

şimdi tüm bu olanları atlattım mı bilmiyorum. en azından son nefeslerinde yanlarında olabileceğim insanlarla beraber yaşıyor sayılırım. o son nefeslerden sonra nasıl ayakta kalacağım muamma, ama kalmam gerek diyorum artık.

arkadaşıma dönecek olursak, bu yaz buluştuk. silmişsin beni msninden dedi. duymadığın birinin listedeki ismimiydi dostluk? seni her zaman sevdim, ama benim de sorunlarım vardı dedi. umrumda değildi artık, dürüstçe söyledim umrumda değilsin artık. göz doldurma numarasından sonra, sarılmak istedi. oysa ben akli dengesi bozuk lezbiyen bir kadının beni mıncıklamasıyla uyandığımdan beri kimseye neredeyse hiç bir kadına sarılamaz hale gelmiştim. bu kadınla yedi gün bir arada kalmak zorunda olmamıysa hiç katmadım o an hesaba, ama hesaba katmak istediğim şey, ben tüm bunları yaşarken zamanında ölmek istediğini bağıracak kadar genç ve savunmasız bu kadının, dostum diye gözyaşı çıkarttığı insan tüm bunları yaşarken biraz yanımda olmasını istememdi yalnızca.

sadece üç yıl içinde bu kadın, iç dünyasının karaltılarını bile zamanında bildiğim bu kadın, şu anda herhangi bir isim listemde yok. benden sadece nefretle bahsediyor, eminim. çünkü o sahte sarılmalarında ona bunun sahte olduğunu söyleyecek kadar umrumda değildi artık hayatımda var olması, ya da olmaması. ama bu yazıyı yazdıracak kadar hala hayatımın bir yerinde, en azından geçmişimde. ne yaptığını bilmiyorum. bir ara haberleri geliyordu her önüne gelenle yatmaya başladığı için arkadaşları tavşan diyordu en son. bu da bir dönem. sağlıksız bir dönem geçiriyodu yine. en son okuluyla ilgili sadece sınavlara gireceğini derslere gitmediğini de öğrendim.

peki başından sonu belli olan bu kadın neden hala beni bu kadar düşündürüyor? neden yanlış seçimler yaparken, korumaya çalışıyordum da akışına bırakmıyordum? ölmek istiyorum dediğinde ciddi sorunlarını anlayamayacak kadar yetersizdim belki ama kendisine asla saygısı olmayan bir adamla beraber olmasının yanlış olduğunu neden söylüyordum? neden hepimiz seferber olmuştuk onun mutlu olması için? çünkü biz onu tanıdığımızda o bir çocuktu, ve o iyi bir çocuktu. kocaman pırıl pırıl gözleriyle güldüğü zaman güneşe bakmış gibi olurduk. mutlu bir çocuktu en azından bizlerin yanında. göğüsleri belirginleştikten sonra muhtemel, babası onun bir kadına dönüşüşünden ve inanılmaz güzelliğinden dolayı engellemeye başladı arkadaşımızı. biz o zamanlar bilmiyorduk. evime çağırdığımda babasının dışarda gizlice onu beklediğini de bilmiyorduk, annesiyle anlaşamadığını da. o güzelim genç kızı baskıladığından haberimiz yoktu. neden bir baba figürü aradığını ancak liseden mezun olunca anladık. bu genç kadın ben ergenlik sıkıntısıyla uğraşırken hayatla boğuşmaya başlamıştı bile. belki o yüzden duymak istemedi bana olanları, bir kadının daha, kötü şeyler yaşamasını bilmek istemedi. lise arkadaşlarının neredeyse hepsine arkasını döndüğünde bilmiyorduk geçmişe dair ne varsa silmek istediğini. ölmek istediği günleri de gömmek istiyordu, bizim anılarımızı da beraberinde götürmek. yeniden başlamak istiyordu bu kadın ve döngü devam etti ben yine onu duymadım.

o gün bana sahte sahte sarılırken belki gerçekten o an daha tüm bu yaşadıkları hiç başlamadığı zamandaki gibi sarılmak istedi. ama ne o biliyordu lezbiyen kadını ne ben görüyordum gözlerinin artık öyle parıldamadığını.

geçmişte kalan bir şeyi özleyebilirsin ama bir hatırayla konuşmak mümkün değil. tüm bunları ona yazdığımı bilse, bilse artık daha az katı bir insan olduğumu, biliyorum yine de çok geç.
bu yüzden otobüse el sallayan halini hatırlamak gibi gittiğin birini, onu o kocaman gözleriyle hatırlamayı tercih edeceğim.

temennim bir yerlerde, yaşamak istediğine dair bir şeyler yazdığını bilmek, ya da bir kiraz ağacından bahsettiğinde o kiraz ağacının geçmişinde değilde bahçesinde olması.

güle güle eski dostum.

istanbul
hosting