|
16 Kasım 2009, Pazartesi
saat: 02:45
ne diyeyim sana şahenk. dur bakayım neler diyebilirim. uyumam gerekiyor aslında şu an. nadir bir kadınla karşılaşmışsan eğer şahenk onunla zaman geçirmezsin, zamanı onunla kıymetlendirirsin değil mi? öyle olmalı. bir de hakkı devrim var. her taşın altından çıkıyor. yüzünü görünce içimi tiksinti basıyor. hele de şu vodafon reklamında kurduğu cümleler. türkçeyi katletmeye and içmiş gibi. bütün bunların dışında hala ülkemizin politik gündemini az da olsa takip ediyorum. halbuki bunu yapmaktan çoktan vazgeçmiş olmalıydım. sanırım zihnimin derinliği spinoza ya da karatani gibi adamların metinlerini anlamaya el vermediğinden ben de tayyip erdoğan deniz baykal ve ufuk urasla idare edip kendimi iyi hissetmeye çalışıyorum. başka açıklaması olamaz. tam iyileşiyordum. dün antibiyotiği kesip sabaha kadar içince tekrar ilk halime dönüverdim. bunun dışında her gün mutlaka bir kez ulus baker'i düşünüyorum ve yüzüm kızarıyor. gerçekten de utanç basıyor her yanımı. insan haddini bilmeli diye bir tabela yazıp duvara asmak yerine masamdan ulusun kitabını kaldırmıyorum. susup daha derli toplu olmaya çalıştığım zamanlar da oluyor böylelikle. bomboş sarı sayfalara notlar alıp fikirlerimi bir hizaya çekmeye de çalışıyorum. aslında bütün sanıyorum ki bütün konu bu. yani fikirlerimizi hizaya çekersek yani derleyip toparlarsak ve bizim fikirlerimize kaynaklık etmiş fikir adamlarının fikirlerini de aynı metotla derleyip toparlayabilirsek bu bize hayatımıza dair bir izdüşüm çıkarır ve böylelikle alanımızı öğrenmiş oluruz. az şey midir bu? wittgenstein'ın bir evin yapımında görev almış olduğunu öğrenmek de şaşırtıcıydı aynı zamanda. | ||
|
|
||