17 Kasım 2009, Salı
saat: 23:20


Alaca

Sen,topraklarında vakitsizce dolaşan benim, ayaklarımın altına göz kararı mayın döşemekten bir an bile çekinmedin
tüm takatsizliğinle,
akşamdan kalma kalbinide bu işe ortak ederek
suçu birlikte işlediniz
faili meçluldüm o aralar ben
zihni tüm vasıflarımı yitirmiş
temyiz kudretimden koşarcasına uzaklaşmıştım
oysa ben seni artık kendimden bile ayırt edemiyordum
ama sen
yinede gittin...
hemde suçu üslenmeden
öylece çıkıp gittin.
gitmek eylemi isabetsiz diye havaya saçılan her serseri kurşunun benim mahallemden geçmesine sebep oldu.
gün aşırı ölüm haberleri yayınlandı radyolardan
giderken haliyle beni kalbinden çıkardın
ki biliyordun başka sığınağım yoktu...

o saatten sonra seni düşünmek yüreği iki taş arasında ezmek gibi bir şeydi
dibine kadar acı ve hüsran dolu
ki eğer konu seni özlemekse,tüm hücrelerine kanser bulaşmış bir kelime gibi kalır 'özlem'
her harfinde ötenazi diğe çığlık atan birileri dolanır
ve ağızdan,dilin dişle o münasebetsiz,içli dışlı temasları ile çıkar,
kulağa son sürat yaklaşır ama kalbe intikal etmeden dağılır
işte bu kadar basit kalır 'özlemek' kelimesi.
alaca renkli bir kelime gibi
gitmek kadar ayrıcalıklı tahlil edilemesede
kendi çapında bir hayli katliyam yaratır
ölü sayısı-özlenen sayısına denkse
katliyam yerine ulaşmış demektir özlem topraklarında.
şimdiyse bir birini teğet geçen iki nehir gibiyiz
birbirine sonsuz uzaklıkta paralel
gözlerim uzaklara dalar,ilerlere bir yerlere
bir deniz,
bir göl
hiç olmazsa kirli bir su birinkintisi ararım
belkide birleşir diye günün birinde sol tarafı boşta kalan nehir yataklarımız
...


istanbul
hosting