|
20 Kasım 2009, Cuma
saat: 19:13
ÇÇiftliğimin hanımı olur musun diye mektup şeklinde bir şiir yazmış ‘ata türkyılmaz/ankara.Hilal Hanım’a talip’ ‘Ne çiftliği ulan ne çiftliği’ Amaa, hayvanları sevmiyorsa, ben olmaz. Atlara beraber kaşağı yapıcaz seninle dedi ve kapandı. Derin bir kerhaneden, nuhun gemisine bırakılan çiftler gibi birleştiriliyor insanlar. Lasvegas kiliseleri gibi, Elvis gibi, onlar da lastikten ve ucuzlar. Onlarda salamlı ekmek yiyor öğle araları, evlerine değil, en yakın mahalleye bırakılıyorlar. Tüpleri bitmiş elektrikleri kesilmiş evlerinde, ertesi gün uyanmamayı dileyerek yatıyorlar. Bu sırada karşıma pakize suda çıkıyor. O anadolunun billur kalkavanı gibi. Ama hep iç anadolu. Veya yaz mevsimleri ege ayvalık falan. Fazlasıyla kız diyor sayın suda ve herkesten sesini titrete titrete ‘gözümü kurtlar deşti, mendilimi kuşlar döştü’ türkülerini söylemelerini ve hepsinin de sonunda, sesim şeydi demesini sağlıyor. Kim kiminle eğleniyor belli değil. Tüm köy telepatikmiş, şimdi sayın sudanın biraz komik kıyafetini ve onlara sürekli hanımlar ve kız deyişlerini gülüşüyor olmalıydılar. Bir korku filminin ikinci yarısını düşünürken durmadan googla varan sonuçlarımdan hiç memnun kalmadım. Ancak shining olarak başladığım deneme gitgide bir ahmet yılmaz karakterine dönüşeliberi jack karakteri oldu Jack, meğer maykıl jaksonmış, herkes yarı ölü yola devam etti. Yemekteyiz de dünyanın en enteresan hataylılarının herşeyini açık açık gördük. Yemekteyiz yeni bir uydu sistemi gibi, başka bir boyutu mu gösteriyor ne. Kız kazandığını duyunca saçlarını önüne dökerek başı dizlerinin arasında, bağırsakları sıkışarak inleyip ağladılar. Hep allahtan bir şans isterdim, onu bana gönderdi dedi sonra konuşursak kamerada. Bir yarışmada böyle bitti dedi adam. Ve kapandı. Saat daha altıbuçuk. Nesquick almalı ve önümüzdeki beş saatlik periyodu diplendirmem gerekiyor. Arka sokaklardan anladığm kadarıyla tüm suç örgütleri ve bireyleri hep bir kaç polisin ailesine ibnelikle uğraşıyor. Her hafta bir olay. Bir tripod almak bir set için bu kadar mı zor? Domuz Gribi. İyi bir reklam kampanyası, ancak londradan çevrilmiş haberleri gibi, hiçbir şey demiyor aslında. Maskeleriyle, batıdan, şerrinden, ülke dışlarından kaçınıyoruz. Öpüşmüyoruz, yaklaşmıyoruz, görünmüyoruz. Virüs yayılıyor, çocuklar kreşe gtmesin deniyor, çalışan anneler işlerinden ayrılıyor. Hiiç olmadığı kadar devletten birinin domuz gribi aşısı mecburdur demesi gerekmektedir diyen flaş tv muhabirinin kadrajı her geçen gün daha bir eminönü altgeçiti akşamüstüsü oluyor. Noluyor. Hiç. Ama neden şimdi ölüm allahın müslümanların düşmanı, kurban bayramında daha çok sadaka verip şey keserek, evet. Dün ikbal, bir devlet büyüğünün nasıl ona tecavüze kalkıştığını, eve kitlediğini falan ama nişanlı olduğu haberini duyurarak nasıl oradan kaçtığını nasıl bir kafa ile anlatıyordu bilemiyorum. Şu sezyum.comdaki Benjinin annesini biraz daha seyredersem kendimi bir çamaşır ipiyle asacağım. Hiç bir şeyi bir düzlemde göremiyorum. Bir kesim arasında muhteşem bir şiddet dönüyor, bizler ne kadar sakin insanlarız. Sanalız diyeyse. Biz şiddetle yaşamıyo muyuz diyor. Ha, konuşmakta şiddetse, evet onu..İkbal şimdi de babasının onu nasıl dövdüğünü anlatacakmış. Kendimden nefret ediyorum bazen. Dişlerimin çürümesi boşuna değil. Köpek, yüze inen kan. İnsan ruh yarasından da ölüyor demiş balzac diyen bir adam, burada ne arıyor? Hangi dava için çizilmiş buraya? Hala kalın aralıklı, ince beyaz çizgili ceketi giyinen adam, balzacı da alarak burada ne arıyor? Bütün bu televizyon hangi gerçekler üzerine tasarlandı ve nerelere gitti bilmiyorum. Neticede ekmek de yedim. Aslında yemedim. | ||
|
|
||