|
21 Kasım 2009, Cumartesi
saat: 01:52
beklemek. üç heceden oluşan ve insanın hayat döngüsünü anlatan bir kelime. mevsimleri tarif edercesine ağırdır varlığı, ilk bahar yaz kış.. üç heceye sığan üç mevsim ve koca bir insan hayatı... seni kaç yaşında sevdiğimi hatırlayamayacak kadar yaşlıyım artık. ve ne zaman o banka oturduğumu bilemeyecek kadar çünkü ben artık son hecenin son harfinin son kıvrımında sallanan bir zavallıyım. tüm ömrünü sana harcamış, sesini bir kez bile duyuramamış, uzaktan uzağa çoktan unutmuş olduğu gözlerini düşünmüş zavallıbir meczupum. zaman zaman her gülüşümde seni gördüm kendimde. ellerimde seni gördüm incelediğimde yalnızlığında gecelerimin, ve gözlerimde hep sen vardın aynalarda, kim olduğunu tanımadığım tanıyamadığım ve neye benzediğini asla bilmediğim birini sevdim ben senelerce. beklemek. üç heceden oluşan, üç mevsimi de içine sığdıran koca bir hayatın özeti. sesini hatırlayamıyorum, ne de yüzünün kıvrımlarını. ne de gözlerin aklımda, dudaklarına dokunduğumda hissettiğim tadı unutalı çok oldu, seni ne zaman sevmeye başladığımı bile hatırlayamazken, bu kadarını unutmuş olmam bir yanlış olmasa gerek, çünkü o kadar seneler oldu ki, seni yitireli. hep korkardım, bir sabah uyanmaktan ve seni yanımda bulamadan bambaşka insanların gözlerinin içine bakarak son nefesimi vermekten. sen öldüğünde yanında olamayacağım için korkardım, seni son bir kez göremeyeceğim için ve son nefesimi vericeğim günü düşünürken de ölümden değil, seni bir kez daha görememekten korkardım. ve hep korktum. boşuna değil, insanın korktuğu başına gelir demişler, ben de işte burada oturmuş, bir son bahar güneşinde, belki de son kez ısıtırken yaşlı bedenimi cam kenarında, sokaktan geçen insanları belki son kez görebilicek durumdayken, senelerce yaşadığım korkuyu kabullenerek, yine her gördüğüm yüzde seni arıyorum, artık neye benzediğini bilemesem de, belki belki seni bana son kez hatırlatabilicek ipuçları arıyarak geçiriyorum son saatlerimi oturduğum koltukta. beklemek. bir ömür boyu yaşandığında içine üç mevsimi ve bir ömürü sığdırdığında ne kadar da ağır bir kelime. gittiğin yolun başına her yaz her bahar ve her kış gidip bekledim, hep o sokaklarda ayak izlerini aradım, ve ömrümün tüm mevsimlerini artık yüzünü dahi hatırlayamadığım biri için harcayarak geçirdim usanmadan, bekledim, dönüşünü gelişini, son nefesimi verirken elimden tutmak için dönüşünü bekledim. gözlerini yeniden hatırlayabilmeyi denedim. asla hatırlayamadığım birine aşık olarak bekledim, ne zaman sevdiğimi ne zaman aşık olduğumu ne zaman yitirdiğimi bile hatırlayamadığım seni. ve her gece bir ömür boyu boş kalan yatağımın yarısını sana bıraktım belki bir gece apansız geliverirsin de yeniden can verirsin diye gittikçe küçülen bedenime ve belki yeniden verirsin bana gülüşlerimi diye. beklemek. ne kadar ağır ne kadar zor bir kelime ve ben şimdi son harfininin son kıvrımından düşmek üzereyim. camdan süzülen güz güneşinde danseden tozlar, son danslarını yaparak inmekte ayak uçlarıma. artık hiç bir güneşin ısıtamadığı kemiklerimin son soğuk nefesini adını sayıklayarak vereceğim bu geceyi beklemekteyim usul usul, belki son kez sana dair birşeyler bulurum diye uzun uzun izlediğim sokaktaki her ince detayı gözlemlerken. ve sen yine yoksun. beklemek. ne kadar da ağır bir kelime, üç heceli ve içine ömrümün 3 mevsimini de sığdırdığım... | ||
|
|
||