|
25 Kasım 2009, Çarşamba
saat: 00:54
"Kendi evimizde mülteci gibi yaşıyoruz"dedi babam dün akşam, sırf yemek yerken "ağzını şapırdatma lütfen baba"dedim diye! Gülermiyim ağlarmıyım şaşakaldım, gülmedim... Düşündüm de, şu hasta halimle susmalımıydım,yoksa tahammül edemediğim o sesi duymamak için tabağımı alıp koltukta yayılarak mı yemeliydim yemeğimi? Karar veremedim,düşündüm,o olmasaydı , keşke olsaydı da şapırdatsaydı ağzını demeyi bilirdim ama , o halde şimdi biraz kendini törpülemeye ne dersin bebek? Ee madem iyileşmeye başladım , her türlü neşe başlasın , her şeye ,herkese ,her derde, her tasaya, her kaygıya, her beklentiye inat: YAŞIYORUM işte, ohhh ohhh ... Bir de şu sessiz akdeniz akşamında , ne vardı balkondan haykırabilseydim sana yazdıklarımı?Delirmeyi beklemelimiyim sence;yoksa akıllı deliyi oynamacaya devam mı? Hayır, karar veremedim de . saat: 01:15 Ruh bedenden ayrılmış çoktan haberim yok, zamana karşı durabildiğimi sanarken ben , attığım her oltanın bir balığı tuttuğunu , misinalarım birbirine dolandığında mı anlamalıydım olacakları; yoksa , önceden bu kadarıyla nasıl başa çıkabileceğimi düşünmelimiydim birkaç dakika da olsa? Önemsiz şeylerdir dedim ,belki bir ufacık merhemle hallolur. Süremedim merhemi, gitmedi elim, öyle ki kendimi iyileştirmeyi bile bu kadar yüreksiz isteyebilirdim ve bu kadar fütursuzca, ben kendi yaralarımla başa çıkabilirim diye böbürlendiğim an farketmiştim bencilliğimi! Belki yazıp,bozup,çizdiğim, belki bir avuç uydurmaca kelime dizisiyim ben işte,onların hepsini bir araya topla o benim işte. | ||
|
|
||