|
27 Kasım 2009, Cuma
saat: 13:27
bugün bayram. çocuklar yine erken kalkacaklar. bayram namazı kılacak büyükler. ne alıp veremediğimiz varsa şu güneşin tekrar tekrar doğuşuyla, her bir doğumuna ayrı anlamlar yükleyip duracağız. yıllardır söyler dururum "Zaman bir yanılsamadır." diye. sadece ben de değil, bir sürü insan söylüyor bunu. zaman insanı kendisine tutsak eden ilk insan icadıdır. ve bundan sonra insanlık tutsaklığa alışmıştır. bir inancın tutsağı oluruz, bir düşüncenin, bir insanın, bir aracın ve en sonunda da kendimizin tutsağı oluruz. ilk ve son tutsaklığımızdan kaçmamız mümkün değildir üstelik. çünkü zaman ve kendimiz bizi sarıp sarmalamıştır. şöyle kuramlardan yola çıkarak zamandan kurtulmaya çalışalım.(burada bahsedilen dünya zamanıdır.) birinci kuramımız; gün kavramını ortaya çıkaran güneşin iki doğuşu arasında geçen süre ile ilgili. bu kavramdan kurtulmak en kolayı. iki farklı yöntem izleyebiliriz: 1) güneşin dünya üzerinde ilerleyişiyle birlikte ilerleriz ve bizim için güneş henüz batmadığından gün bitmemiş demektir. 2) dünyanın dönüşünden kaynaklanan bir kavram olduğunu hatırlayıp bu faktörü ortadan kaldırabiliriz; yani dünyadan dışarı yapılan bir yolculukta güneş hiç batmayacak ve gün kavramı da tarihe karışacaktır. şimdi diğer kavramlardan tanımları yoluyla kurtulabiliriz. örneğin saat kavramı: bir günün yirmi dörtte biri. yukarıdaki iki yöntemden birini kullanıp gün kavramından kurtulduğumuza göre artık yirmi dörtte biri de bizim için anlamsızdır. dakika da saatin altmışta biri olduğuna göre aynı akıbete uğramaması için hiçbir neden yoktur. bir de uzayda geçerli olan zaman kavramına bakalım. burada karşımıza ışık ve ışığın hızı kavramı çıkıyor. ışık ile tanımlanan zamanı anlamak biraz daha güç; çünkü ışığın yapısı bizi yanıltıyor. hem dalga hem de parçacık özelliği gösterdiğinden tanımlanması en güç şey ışık. ancak bizim ışığın tanımına ihtiyacımız yok. bize gereken onun nasıl yol aldığının tanımı. eğer uzaydaki iki cismin birbirine uzaklığını ve ışığın hızını biliyorsak zamanı hesaplayabiliriz. ancak bu denklemde unuttuğumuz bir faktör daha var. ışığın hızı da diğer her şey gibi değişkendir. her cisim belirli bir çekim uyguladığı ışığı yavaşlatabilir ya da hızlandırabilir. bu da ışığın uzaydaki hızını belirlememizi imkansız kılar. tabii bu durum ışığı bir parçacık olarak ele alırsanız geçerlidir. çünkü dalgalar çekim gücünden etkilenmezler. o zaman bize gereken ışığın dalga olarak hızını bilmektir. ışık yapısı gereği parçacık ve dalga olma özelliğini aynı anda taşıdığı için parçacık olarak çekimden etkilenirken dalga olarak etkilenmiyor ama biz hangisi olduğunu bilemediğimiz için onun hızının başka cisimlerden etkilenip etkilenmediğini belirleyemiyoruz. işte bu yüzden bir ışık yılı ya da ışık saniyesinden bahsetme olanağımız kalmıyor. uzayda geçerli olan zaman kuralları da yıkılmış oluyor. işte bu açılardan bakınca zaman diye bir şey kalmıyor ve özgürleşiyoruz. bunu her zaman kullanamıyorum henüz ama bir gün diğer insanların kabullerinden kurtulma fırsatını bulursam zamandan da kurtulmayı planlıyorum. bu düşüncelerle birlikte aklıma gelerek onu karıştıran sorular var: zamanın esaretinden kurtularak zamansız olan birinin ölmesi mümkün müdür? eğer mümkünse bu, onun zamandan tam anlamıyla kurtulamadığı anlamına mı gelir? yoksa henüz tanımlamadığımız bir zaman daha mı var? bir zaman kavramı daha var ama bu kavram kişinin kendisine tutsak olmasıyla ilintili; çünkü kişiden kişiye değişen bir zaman bu. doğum ile ölüm arasında geçirilen süre olarak tanımlanabilir sanırım. bu zaman kavramından kurtulmak için daha farklı bir yol izlememiz gerek. iki faktörden birini ortadan kaldırabilirsek bu zaman kavramını da yok edebiliriz. yani ya doğumu ortadan kaldıracağız ya da ölümü. bu satırları yazan kişi olmamı doğumuma borçlu olduğumu hesaba katarsak doğumumu ortadan kaldırmamın mümkün olmadığını da anlamış oluruz. o halde ölümü yok edeceğiz. ölümü ortadan kaldırmak diğer zaman kavramlarını çürütmekten daha zor. bu zorluk ölümün neren geleceğini bilememekten kaynaklanıyor. her an ölebilirim. mesela şu an kafama bir uçak motoru düşebilir ve beni zamanın ve kendimin tutsaklığından anında kurtarabilir. kaza ve yaralanmaları ortadan kaldırmadan önce doğal sebeplerden ölümü ortadan kaldırırsak sanırım işimiz kolaylaşacaktır. doğal yollardan ölümün nedeni hücrelerin sağlıklı bir şekilde yenilenmesinin her insan için farklı olarak durması ya da yavaşlamasıdır. eğer bu yenilenmeyi sürekli kılarsak doğal yollardan ölmemiz mümkün olmayacaktır. o halde ya hücrelerin ölümünü durduracağız, ki bu bizim için çok tehlikelidir ve tek başına bile bizi birkaç gün içinde öldürebilir, ya da hücrelerin sürekli yenilenmesini sağlayacağız. peter pan'ın gençlik sırrı işte burada yatıyor bence. hücreleri sürekli yenilenen biri yaşlanmayacaktır. bu da bizi yaşlılıkla birlikte gelen rahatsızlıklardan kurtarmış olacaktır. ancak her hücre kendi genetik kodunu bölünürken aktardığından diğer bir ölüm sebebine yol açmaktadır. güçlü yanlarıyla birlikte zayıf yanlarını da aktarır hücreler. bir hastalığa eğilimi olan bir hücre ne kadar çok kopyalanırsa kopyalansın hastalığa eğilimli hücreler ortaya çıkacaktır. her hastalığı yenmek günümüz tıbbıyla mümkün değil. ya tıbbı geliştireceğiz, ya hastalığa eğilimli olan hücrelerin çoğalmasını önleyeceğiz ya da hastalığa eğilime sebep veren geni bulup sağlıklı olanla değiştireceğiz. son öneri makul görünüyor. bir hastalığa neden olan geni tespit edebilecek yöntemlere sahibiz. o geni ortadan kaldırırsak hastalığa yakalanma riskimizi de yok etmiş oluruz. böylece iki ölüm sebebini ortadan kaldırdık. ölümü yok etme arayışımızda sona yaklaşıyoruz. diğer bir ölüm sebebi ise kaza ve yaralanmalar. diğer bir deyişle kan kaybı dolayısıyla beynin faaliyetini sürdürememesi. beyin olmadığı için beden ölü sayıldığına göre beynin faaliyetini sürekli kılmalıyız. eğer hücre yenilenmesini sürekli hale getirebildiysek benzer bir yöntem kullanarak hücrelerin kendilerini çok hızlı yenilemesini de sağlayabiliriz demektir. hücreler yenilendiğinde de beyin faaliyeti devam edecek demektir. bir diğer sorun beynin mesajları bedene iletememesidir. burada sinir hücrelerinden söz etmek gerekiyor. sinir hücreleri kendilerini kopyalamazlar. yani yenilenmezler. biz diğer bütün hücreleri yenilesek bile sinir hücrelerimizi yenilemediğimiz sürece ölüme mahkum oluruz; çünkü bir süre sonra sinir hücrelerimiz ölecek ve biz bedenimizi çalıştıramaz hale geleceğiz demektir. eğer bütün hücreleri yenileyecek bir yol bulunursa sinir ve beyin hücrelerini yenileyecek bir yol da bulunabilir. bütün bunlar olduğunda ölüm ortadan kalkmış demektir. ölüm yoksa doğum ile ölüm arasında geçen süre tanımlı zaman da yok edilmiş olur. bütün bunlar gerçekleştiğinde insan özgürdür. çünkü kendinden ve zamandan kurtulmuştur. kendinden kurtulmuş sayılmaz diyenler olacaktır. kendinden kurtulmuş sayılır efendim çünkü hücreler kopyalanırken bilgiyi aktarmazlar. bütün hücrelerin yenilenmesi tamamlandığında yeni bir insan olmuş olursunuz. bu da sizin artık siz olmadığınız yani kendinizden kurtulduğunuz anlamına gelir. tabii eğer bunu isterseniz... | ||
|
|
||