|
30 Kasım 2009, Pazartesi
saat: 21:28
Çok tanrılı aşk Bileniyordum; günden güne sana toprak kokusu vardı kalbimde sıkıntıdan intihara meyilli tüm uyku haplarını baş ucuma hizaladım düzensizliğime ait tek düzen onlardı sense brezilyadan topladığın kahve çekirdeklerini en alakasız grönland'a gidip boş bulduğun bir buzul kırığına ''ah elimden düştü'' diye bırakıvermekle meşkuldun,umursamaz bir halde bırakıp gitmelere ise "elimde düştü"diye bilecek kadar futursuz bense derisi için öldürülen bir hayvanın son göz yaşı gibiyim o düşüp düşebilecek son damla gibi Biliyordum; bazen mermiler de intihar eder en beklenmedik anda bir hamlede namluyu terk eder hiç ardına bakmadan adres bile sormadan çeker gider onun namludan ayrılması nasıl kendisi için bir intiharsa başka bedeni delip geçen o mermide benim için bir intihar. koyu renk bir sahipsizlik gibi düşün -dur dur sensizlikte bir ölüm sebebidir aslına bakarsan yada bakma aslına suretine defalarca aslı gibidir yazdırdığım bedenime öğret,tüm çıplaklığın ile hayatın saçtığı o intiharmı yoksa intikam mı olduğu belli olmayan koca koca delikleri. Besleniyordum; alabora edilmiş bir ruh gibi vakitli vakitsiz karaya oturan,tenden yaka paça sürülen onlarca insan bedeni gibi insafı,karnında çocuk diye taşımaktansa düşük riskine tüm çekimlenmiş fiilleri ile üzerine alır gibi aslında diyorum her defasında; asılmalı senin suratında o dar ağaçlarına bana inat,sana ait olanların arasına gün geçtikçe bileniyorum an ve an biliyorum damla damla besleniyorum çok tanrılı bir aşkta en önde saf tutar gibi duruyorum o kader oyununda hep başroller sana yazılırken dublörün olarak ölüyorum -bu kadar sevme kadı kızında bile olur idare et. inan,zaman zaman bir jeton soğukluğunda düşüyorsun içime ankesörlü bir telefonun sabitliğinde dururken ben,ahizeyi kaldırıyorum ama içimde sana ait hiç bir ses duyamıyorum... | ||
|
|
||