|
01 Aralık 2009, Salı
saat: 15:27
bayram geldi, geçti. anacım geldi dün nihayet. biz de bayram etmiş olduk sayesinde. ilk üç gün çalmayan zil, açılmayan kapı dün neredeyse hiç kapanmadı. hediyeler hazırlandı, ikramlar edildi. senede bir kere yüzünü gördüğümüz hala taifesinin densiz-patavatsızlığına bir kere daha şaşakalındı filan. yahu her seferinde aynı muhabbet açılır mı? erkek kardeşim bu sefer paçayı sıyıramadı onlardan ve aynı soruyla karşılaştı: söyle bakalım burada hangimiz kimiz? oha, deyip kahkaha tufanı yaratmak istedim o an. kahkahayla herkesleri boğmak filan. tamam mübarek bir iş için geldiler ama bu kadarı da olmaz. he tabii bu hissiyatımı kimselere belli etmemeye çalıştım bulaşıyor çünkü ve önü alınamaz olunuyor. bir dahaki bayram-düğün filana kadar görmicez en azından. anacım biraz vicdan yapmış gibi görünüyor ama olsun. tamam, kabul akrabalık kaideleri açısından bakılırsa onlar da kendi açılarından haklı olabilirler. ama bu kadar. yani daha fala görüşebilirdik ama görüşmüyoruz bu kadar işte bitti. bunun nedenlerini filan izah etmeye çalışırdık eskiden artık onu bile konuşmayacak hale geldiysek ötesi yok. akşam duş alıp yatağıma uzandığımda tabanlarım sızlıyordu acıdan. iş de vardı yapılacak. gece de anacım yorgunluk ve hastalıktan uyuyamadı. bir ara kalktık gecenin dördünde zencefil-karanfil-kekik-ıhlamur-limon karışımı bir çay (grip olanlara duyurulur şifa niyetine. direnci artırıyor.) yaptık. sabah daha iyiydi. aynından bir de uyanınca yaptık anacıma. bu görünen faslıydı. görünmeyen faslı rüyalarım. yine eski sevgiliyi gördüm. yine bana gelmişti. yine eski bir evdi. yine katları olan. elimde bir kavanoz çilek vardı. böğürtlen boyutunda mini çilekler vs. rüyalara çok anlam yükleyen biri olarak telefondan elimi uzak tuttuğum (son bir haftada) ikinci rüya bu. ilki onunla ilgili değildi. hmm, düşündüm de elim telefona gitti zaten öncekinde... kafam çorbaya dönmüş durumda. ne yapacaktım, nereden başlayacaktım bilmiyorum. adaptasyon süreci diyorum yine. ama her seferinde de bu kadar uzaklaşmak olmaz ki... öyle işte. totem ve tabu sıkıyor başlarda ama sonra oturuyor taşlar yerine. çevirisiyle de alâkalı olabilir bu. inat ettim bitireceğim. sonra daha düzgün (ki genelde eski çeviriler olur) bir çeviri ararım. ha, bir de eski bir roman sıkıştırdım araya: histerik. doğan hızlan önsöz yazmış, işte çocukluğuna gidiliyor kadının filan. ama çok basit ve yüzeysel geldi bana. bir de bol sevişme tasvirleri. bir tanesi hariç diğerleri lüzumsuz... başka da diyecek bir şey gelmiyor aklıma. ha artık gelenekselleşmiş bayram günümü geçiremedim bu sefer. anacıma feda olsun. nasipse bir haftalık iznimde acısını çıkarırım zati. artık çengelköye mi giderim, bir trende mi alırım soluğu bilmem... çengelköyden kaçmak için bir trende soluklanmak iyi fikir... yapılacak çok şey var. | ||
|
|
||