01 Aralık 2009, Salı
saat: 18:35


evden kaçma döneminden ev kurma dönemine geçmişim. bunu ciciannemden aldığım ve bundan üç sene önce görsem kesinlikle küçümseyeceğim türdeki halımı salona sererken anladım. halı bildiğin ev halısı, hani annelerimizin evinde olanlardan. o kadar mutlu oldum ki o halıyı serince salona, bu kadar olur.

fakat böyle bir sıralama olduğuna inanmıyorum, onu da söyleyeyim. yani önce evden kaçılır sonra ev kurulur, yok yirmilerinde anarşik otuzlarında kapitalist, ellilerinde büyükanne. yok öyle salak teleolojik şemalar. her türlüsü var, ben artık öyle düşünüyorum. önce ev kurup kaçanı, sonra ev kurup yakanı, önce kaçıp hiç eve girmeyeni ve bilcümlesi. fakat mesele oldukça karmaşık, aksu bora çok şahane bir başlangıç makalesi yazmış misal, ev meselesi neden sadece ev içi emeği ve şiddet ekseninde incelenmemeli diye, bayıldım. ev kurmak kendine aynı zamanda bir yaşam alanı kurmak demek. kendi iktisadi, kültürel, sembolik sermayeni sermek demek, kendi inini inşa etmek demek, kendine ait bir oda demek, bir düzen ve aynı zamanda kurucu pratikler demek, biriktirmek ve o evden çıkmaktan/atılmaktan korkmak demek, bir kültürel yapı inşa etmek ya da çeşitli inşaları kişiselleştirmek demek. karmaşık mevzu vesselam. benim yeni tez konumla da çok alakalı, son bir yılda yaşadıklarımla da. evinden atılmak hem kötü hem de özgürleştirici bir şey. onun için tırlatmamaya çalışıyorum evimi kurarken. ama o kadar çok çabalıyorum ki güzel olması için. benim için dünyanın en güzel evi gerçi. bir kere her milimetre karesini çalışıp kazanıp kendim yaptım. eksikleri bile güzel geliyor bu yüzden, çok güzel bir duygu.

neyse yavaş yavaş iyileşiyorum. bu hastalık o kadar uzun sürdü ki garip bir metafizik efekt yaptı bende. sanki yaşadığım zor günler bu nekahat ve ayağa kalkma dönemiyle bitti gitti, bundan sonra artık bir yeniden inşa süreci başlayacak. ev olayı, çaktın köfteyi. böyle manyak gibi çalışmak geliyor içimden, hem tez, hem iş, hem nicedir ertelediğim şeyler. ama pek de bölünmek istemiyorum, mardin'e ve hatay'a gitmeyeceğim mesela sunuş yapmaya, istanbul'da da yapmayacağım. biraz bozuldu arkadaşlar ama bıktım artık bu günübirlik çalışmalarla yaptığım sunuşlardan. artık sadece tezimle ilgilenmek ve bitirmek istiyorum. vay be, bu cümleyi kuracağım günler geldi ne büyük mutluluk!

onun dışında değinmek istediğim son bir konu var bu güncemde canlarım ciğerlerim. kurban bayramını lütfen bu şekilde küçümsemeyelim. herşeyden önce hatırlayalım ki insanların belirli davranışlarını küçümsemek çok kibirli bir şeydir. biz türkiyeliler misal ortalama bir orta/üst sınıf fransıza göre özellikle kış mevsiminde çok daha az duş alırız. ortalama bir orta/üst sınıf fransız yaz demez kış demez her sabah işe gitmeden kırkbeş dakka erken kalkar, duşunu alır öyle çıkar evden. şimdi ben bunu öldür allah yapamam, kışın hele bir de hava iyice soğuksa, ev daha da soğuksa benim duş bazen dört günü bulur. bunu gören bir orta/üst sınıf fransız gözlerini dört açarak oh la la diye hankıracaktır. belki bizim tekmeleyen ineklere bakarken hankırdığımız gibi. ama unutmayalım ki insanlar yeryüzüne fani yaratıklar olarak fırlatılmalarıyla ve sadece üretim araçlarının kolektifleştirilmesi ya da cins/ırk ayrımcılığının ortadan kalmasıyla dahi çözülemeyecek bir takım varoluşsal sorulara, sorunlara sahiptir. neden benim ablam lösemiden öldü de fujinin kardeşi yaşıyor gibi sorulardır bunlar. ya da öldükten sonra ne olacağızdır, ya da bütün bu delice didindiğimiz şeyler gök kubbede ne manaya geliyordur ya da bu kadar didindiğimiz halde bu dünya kimseye kalmıyordur. ve kendinizden daha yüce olduğu kabul edilen yaratıcıya bir şeyler kurban ederek ve bunu paylaşarak merhamet istemek insanlığın en eski arketiplerinden birisidir. bu sorular sadece "dincilere" has değildir değerli guncem.com yazarı, eline vicdanına koyup da söyle, hangimiz bunları hayatımızda defalarca düşünmedik ki? bu sorulara verilen yanıtların hangisinin daha "ilkel" hangisinin daha "medeni" olduğu ise bazen ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık olabilir. herşey herkesin kendi kurduğu evin beti bereketi, mutluluğu ve huzuru için. bütün bir kültür bile böyle bir inşa faaliyetiyle açıklanabilir diyor heidegger, ondan iyi hiçbirimiz bilemeyiz bence, çünkü o tartışmasız en kültürlümüzdü.

geçmiş bayramınız kutlu olsun canım ciğerim dostlarım, kurduğunuz ya da kaçtığınız evler de hayırlı olsun cümlenize.

istanbul
hosting