|
03 Aralık 2009, Perşembe
saat: 23:47
onyedi gün yattım İstanbul'da hastanede psikiyatri servisinde... Bipolar Afektif Bozukluk idi teşhis, Türkçe'si "ikiuçlu mizaç bozukluğu"... hastanede bir ara öyle bir ortam oluştu ki, birkaç kaçık kitaptan ya da filmden hatırlıdığım bir senaryonun gerçekleştirilmesinin pekâlâ mümkün olduğunu kısa zamanda fark ettim: çıkmak isteyeni bırakmıyorlar, yakını gelecekmiş... ziyaretçi gelse göstermiyorlar, 1 hafta geçmeliymiş. ben de "şok abla"nın "burası tamtamlar ülkesi mi, olmaz öyle şey!" diye çıkışması üzerine şunu söylemek mecburiyetinde kaldım: "evet, burası tamtamlar ülkesi tabii ki! dışarıyla irtibatın var mı senin? yok! tutsalar öldü deseler, alsalar seni, bassalar narkozu, üzerinde kimya deneyleri bile yapılır adamın bu şartlarda..." hemen ardından da, "belki de yapıyorlardır." diye ekledim. ikiuçlu mizaç bozukluğu: insan aşırı azgın olurmuş, kendini arınmış ve seçilmiş sanırmış, Tanrı'nın yamağı sanırmış, korkusuz olup bir de azıcık uyurmuş, hareketli ve pek mutlu olurmuş, taşkınlıkta üzerine bulunmazmış... kitaplar böyle yazıyor bu iki ucun birincisi olan "mani" hakkında, ve ben maniyi tecrübe ettim. diğer uç depresyon: cezalandırılmışlık fikri, umutsuzluk; ölüm korkusu ve intihar arzusu, yalnızlık, uykusuzluk, zevk alamama, hevessizlik... beynimde hücreler içinde mg3'lerle çatışıyordu sanki düşünce çığları, birmilyon kaynar kazan, fokur fokur ölüm korkusu... onyedi gün kaldım Fâcire-i Dehr İstanbul'da ve şimdi çok daha rahatım, hastalığım geçti. bu akşam birden bir günce yazmak geçti içimden, şunu söylemeden bitirmeyeyim sana (bu günceyi okuyana) : sıfır noktasındaysan, kendine bak; hâlâ sağ isen kurtuluş var; eğer 'dayanamıyorum, dinmeyecek bu ok çığı!' diyorsan, bil ki dayanmalısın, çünkü insan hemzemin dahi olsa, sağ ise kurtuluş var... ben, insanın asla elinde inciyle dönemeyeceği derinlikteki sularla şakalaştım, ama iş ciddiye bindi sonradan... şimdi diyorum ki: 'korkmayınca mümkün yaşamak...' | ||
|
|
||