05 Aralık 2009, Cumartesi
saat: 13:59


Siz aklınıza gelen her düşünceyi gerçek sandığınızda bir hayli ıstırap ve mutsuzluk ortaya çıkar. Durumlar sizi mutsuz etmez. Onlar size fiziksel acı verebilir, ama mutsuz etmezler. Sizi kendi düşünceleriniz mutsuz eder. Sizi kendi yorumlarınızi kendinize anlattığınız öyküler mutsuz eder.

"Şu anda düşündüğüm düşünceler beni mutsuz ediyor." Bu idrak sizi o düşüncelerle bilinçsiz özdeşleşmeden kurtarır.

******************************

Ne kadar kötü bir hava.

O, telefonuma karşılık verme nezaketini göstermedi.

O, beni düş kırıklığına uğrattı.

Bunlar kendimize ve başkalarına, çoğunlukla yakınmalar şeklinde anlattığımız küçük öykülerdir. Onlar, bilinçsiz olarak, daima zayıf olan benlik duygumuzu kendimizi "haklı" ve bir şeyi ya da birisini "haksız" çıkararak güçlendirmek için tasarlanmıştır. "Haklı" olmak bizi hayal edilmiş bir üstünlük pozisyonuna yerleştirir ve böylece sahte benlik duygumuzu, egoyu güçlendirir. Bu ayrıca bir tür düşman da yaratır: Evet, ego kendi sınırlarını tanımlamak için düşmanlara ihtiyaç duyar, ve hatta hava durumu bile bu işleve hizmet edebilir.

Alışkanlık haline gelmiş zihinsel yargı ve duygusal kasılma sonucunda, siz yaşamınızdaki insanlarla ve olaylarla kişiselleştirilmiş, tepkisel bir ilişki içinde olursunuz. Bunların hepsi kendi-yarattığınız ıstırap biçimleridir, ama böyle görülmezler, çünkü ego için onlar doyum vericidir. Ego kendisini tepkisellik ve çatışma yoluyla güçlendirir.

O öyküler olmadan yaşam ne kadar basit ve sade olurdu.

Yağmur yağıyor.

O aramadı.

Ben oradaydım. O yoktu.

(Dinginliğin Gücü - Eckhart Tolle)

istanbul
hosting