|
08 Aralık 2009, Salı
saat: 04:40
herhangi bir konuda sorumluluk almam gerekiyorsa ve o sorumluluğu almak için ikna edilmesi gereken kişiden ziyade çabalaması gerekensem, bin beş yüz kere dürüst oluyorum. kendini olduğundan daha başka göstermek için yalan söylemenin iki beden büyük kıyafet giymek gibi olduğunu, kendini hemen belli ettiğini ve hiç de yakışmadığını başka zamanlarda da düşünüyorum evet. birisinin yalan söylediğini fark ettiğim zamanlardaysa - anlattığı şeyi samimi bulmadığım zamanları kastetmiyorum, birşeyi daha önce farklı anlatmışken şimdi bambaşka birşey söylüyor olmasından bahsediyorum - bunun dünyanın en sevimsiz tanıklıklarından biri olduğundan başka birşey geçiremiyorum aklımdan. karşında, ya daha önce ya şimdi yalan söylediğinden emin olduğun birisi duruyor, her zaman aşina olduğun bir yüz ifadesi, jest ve mimiklerle. işte hayattaki bu en sevimsiz görüntüyü kendimin de yarattığı düşüncesi çok rahatsız ediyor beni. burdan hiç yalan söylemediğime, aman da dünyadaki tek dürüst insanın ben olduğuma vardırmaya çalışmıyorum lafı. söz konusu sorumluluk almaksa ve bu sorumluluk alma süreci başkalarını o sorumluluğu almaya muktedir olduğuna inandırma sürecini de içinde barındırıyorsa, yalan söylemekten çok korktuğumu söylemek istiyorum sadece. çünkü yalanının ortaya çıkmasının en muhtemel olduğu alanlardan biri bu. işin özünde iyi bir insan olmaktansa, yakalanma ve hesap verme korkusu var yani. e hani süper kıvırıyordun sen bu işi demezler mi insana. ben de işte bugün tam da bu yüzden herşeyi olduğu gibi anlattım adama. ve o yüzden de annemin 'kızım aklından zorun mu var senin' sualini, selman'ın 'canım salak mısın sen' cümlesini ve volkan'ın 'seni evire çevire dövmek istiyorum' serzenişini duymak durumunda kaldım. ama şimdi ne diyeyim başka. adam hayatını bu işe adamak isteyen birini arıyoruz dedi diye sırf, evek evek ben de konuşmayı söktüğüm günden beri bu işi istiyorum ki zati mi diyeyim. uzun vadede planımın ne olduğunu, o planların gerçekleşeceği zamana kadar da böyle bir işte çalışmanın çok keyifli olacağını düşündüğümü anlattım. ki aslında bunları anlatmak adamın söylediğine denk düşmüyor bilmiyorum. ben de zaten bunun üzerine anlatmadım. cv'im neden bu kadar akademik hazırlandığını sorduğu için anlattım. adam da, bugüne kadar görüşme yaptıkları diğer on beş kişiye kıyasla bu işe en uygun olan kişinin ben olduğumu, benimle çalışmayı gerçekten çok istediğini, ama kendi hayatıma dair planlarımın kendisini düşündürdüğünü, tam işi bana iyice öğretmiş ve beni iyice yetiştirmişken benim çekip gitme olasılığımın hoşuna gitmediğini söyledi. burdan 'kusura bakma'yla başlayan bir diğer konuşmaya geçeceğimizi düşündüm ben hemen. ama öyle olmadı. çünkü adam bu işi kotarabileceğime dair bana, benim kendime güvendiğimden daha fazla güveniyor gördüğüm kadarıyla. muhabbet en sonunda 2010 eylül'e kadar burda olabilir misin, bak daha erken çekip gidersen sorun çıkar, prangalarla bağlarız seni buraya'ya dönünce, olacak mı acaba lem diye düşünmeye başladım ben de hemen. en son 'iş olursa evi nerden tutacaksın peki, orda kiralar çok fazla yahu, şuraya da baksana'yı konuşuyorduk. birkaç güne haber verecekler bakalım. çok fazla havalanmak istemiyorum, ama olumlu birşeyler olacak gibi. çok fazla havalanmak istemememin sebebi işi kesinlikle alacağımı düşünmem, ama yine de olumsuz bir cevap gibi ufak bir ihtimalin olduğunu aklımın bir köşesinde tutmamla ilgili değil. bu iş olmasa da ordan bana başka bir iş çıkacağını düşünüyorum, çünkü adam ayda 3-4 kitap yayınladıklarını, iyi çevirmenlere ihtiyaç duyduklarını ve eğer bu iş için başkasını alacak olurlarsa beni çevirmen olarak değerlendirebileceklerini söyledi. çok fazla havalanmak istemememin sebebi bu ikinci işin de yatması korkusuyla ilgili. du bakalım. selman'ın tavsiyesi üzerine sanki işi alamamışım gibi düşünüyoruz ki sonra boş yere kederlenmeyeyim. akşamın bir kısmı bir saate yakın süren sohbeti kafamda evirip çevirmekle, bazı kısımlarını hatırlayıp 'kesin oldu bu iş kızım hehehe' diye gülerken, bazı başka kısımlarını düşünüp 'yok ya, kesin başka birini alacaklar' demekle geçti. bunun beni hiçbir yere götürmediğini fark ettikten sonraysa düşünmeyi bıraktım. son otuz, kırk cümledir de ispat etmiş olduğum gibi, hiç mi hiç düşünmüyorum iş meselesini. ehem. neyse. fazla uzatmasalar da hemen haber verseler keşke oldu mu olmadı mı'yı da ben de rahatlasam. | ||
|
|
||