11 Aralık 2009, Cuma
saat: 03:37


on sene önceki defterimi bulmama dair notlar

bu saatte uyuyor olmam gerekiyordu, mide bulantım ve yazma isteğim beni esir almamış olsaydı eğer. yine de istediğim kadar çok çıkaramayacağım ikisini de.
uyuyorlar, uyumaya çalışıyorlar, uyumamı bekliyorlar. benden beklenenin bu olduğu konusunda hemfikirim en azından içeride olan kişilerle.
bir sigara daha yakıyorum.
kaçak yayın dergisinin bir sayısında bir zamanlar küçük iskenderin melekli bir şiiri vardı, onu aradım, bulamadım. tam değilse de anımsadığım şu bir iki cümle kaldı elimde,
melek geç kalmıştı , melek'i eskiden beri tanırım, ve iki mezarın arasında yatan (uyuyan) kadın bir evliyaydı artık. on senelik defterime geçirecektim bu şiirin tamamını. neyse. en azından gelibolu'nun küçücük bir evinde, ikinci katta, merdivenlerin solundaki sürgülü kapılı odanın ilk rafında tozlu bir şekilde beni bekliyor o dergi. kim bilir ne zaman elime geçer de defterime yazarım.
o defteri ilk doldurmaya başladığımda, hayallerim de içine doluyormuş elbet, kendime yakıştırdığım isimle beraber yazdığım şiirleri, kenan sarıalioğlu'nun, zeynep aliye'nin ve bir kaçının daha şiirlerinin arasına sıkıştırmış, herhalde bu yaşa kadar gelirsem benim de kitaplığımda artık yazdığım, basılmış bir kitabım olur'u düşlemişim.
bugün john donne'dan, orhon murat arıburnu'dan dizeler eklerken yine tıpkı on sene önce olduğu gibi, o günün yirmi yıl sonrasını tahayyül edemiyorum.

boyuna düşünüyorum, ben bu dünyaya hangi meslek dalıyla ne katabilirim, katabilirdim?
klasik yöntemi seçip çocukluğumu düşünüyorum, neyle meşguldüm, ne severdim?
anatomi kitaplarım vardı babamın verdiği, büyük bir ilgiyle sürekli onları karıştırırdım.
kalemim ve kağıdımla da büyüyordum (hala büyüyorum) turgut özal'ın portresiyle başlamışlar ilk resimlerimi saklamaya, şaşılacak kadar ufakmışım, hatta ben bile inanamıyorum artık buna. kendimi pazarlamıyorum şu an sadece harfli düşünüyorum. kendi yaptığım moda dergilerim vardı. masallar yazardım, içinde üzgün, evinden kaçan çocukların olduğu, sonra babalarının kral olduğunu öğrenen çocuklarım vardı. ergenlik dönemimin ilk basamağında, hala anımsadığım ve sevdiğim, sokakta yaşayan oğlu gözlerinin önünde öldürüldüğü için akli dengesi altüst olan bir babam vardı. boyuna yazdım sonra, boyuna çizmenin yanısıra.
minik hallerimden hatırladığım bir başka şeyse sürekli misafir evlere gitmeyi kabul ettiğim eski püskü karikatür ve çizgiroman kitaplarım vardı, benim olmayan. bir nevi benimlerdi aslında, o evlerde benden başka o kitabın yerini bilen açıp bakan olmazdı.
tüm bunları bir araya getirip bir ben çıkarmaya, ya da benden bir şey çıkarmaya çalıştığımda bulabildiğim tek şey bir çizgiroman hazırlamak ve beğenilmese bile boyuna yazmak. siyah beyaz.

bana hayat siyah beyaz değil diyenlere inat.
belki bir on yıl sonra.. kim bilir.

istanbul
hosting