11 Aralık 2009, Cuma
saat: 16:09


...

Kadın ruhu özben'e daha çok bağlıdır; özben erkekten çok kadına özgüdür. "Kadınsal" nitelik taşır, çünkü kadının içinde oluşur. Ancak, erkeğin özben'i de kadınsal niteliktedir; çünkü o da kadının içinde gelişir. Ama erkeğin ruhunu kadınınkinden ayıran bir özellik varsa, "ilk kadınsal"a dönme, "annelerin yanına inme", bilinçdışı özben'e ulaşma ve "ezeli kadınsal'a doğru tırmanma" yolunda bir dürtüyü, dinsel esenlik yaşantısında, Nirvana'da, isteklerden arınmış bir mutlulukta bilinçli özben'e kavuşmaya yönelik alabildiğine güçlü bir eğilimi kendisinde barındırmasıdır. Erkeğin dinsel yollara başvurarak ben'den yakayı sıyırmak, kendini özben'de yeniden bulmak için kadından daha çok çaba göstermesi de bu yüzdendir; öyle bir özben ki, kendi içinde dinginliğin "pasifliği", varoluşta dinginlik, ben'in damgasını taşıyan "belli amaçlar uğrunda sürekli çabalara" sırt çevirme gibi kadınsal karakter özelliklerini yansıtır.

Kadının ruhu "üzeri dümdüz bir göle" benzer. Suların göle akışı ve gölden dışarı akışı, buharlaşma ve yağmur üst yüzeyinde gerçekleşirse de, gölün tüm derinliklerine işler, çiftleşme, doğum ve ölüm gibi bitip tükenmeyen bir değişim sürecini oluşturur. Bir hazne ve geçit yeri olarak kadın vücudunun simgesidir göl, dalgaları ve çalkantıyı ise rüzgar yaratır; Goethe, ünlü şiirinde yazgı diye niteler onu. Kadının yazgısı ben'e ulaşmak, erkeğe yönelmektir.

Erkeğin ruhu ise "akan" suya benzer; hep çalkantılıdır, alabildiğine derinlere, hep denize varmaya çalışır, "ilk ana"ya doğru yola düşmüştür, yolda büyük bir güçlü "iyi ve kötü" eylemlerde bulunur, ayrı baş çeker, ama sonradan yine yola gelir sürekli ve kendini gözden çıkarır: Kaynak olarak toprak ananın bağrından doğmuş bir oğuldur, topraktan çıkar dışarı, vahşi gürültülerle kayalıklardan köpükler saçarak aşağı dökülür, çimenlik düzlükte "yavaştan çağıldar", "tüllerle örtülür üzeri" dört bir yanda süt çocuğu gibi toprak anasının memelerinden beslenir, derken alabildiğine eski ilk-ana denize karışarakcan verir, yitirir ırmaklığını, kendisine en çok özgü ögeye "kendi özben'ine" döner. *


Bu satırları okurken aklıma hemen şu satırlar geldi; anneye ulaşmak konusunda, tam da yukarıda anlatılanlara parmağını basan;

"Peki sen bir gün nasıl öleceksin, Narziss, bir annen yok çünkü? Annesiz insan nasıl sevebilir, annesiz insan nasıl ölebilir?"**

*Gustav Hans Graber - Kadın Psikolojisi
** Hermann Hesse - Narziss ve Goldmund



Ruhların Sular Üzerinde Şarkısı

İnsanoğlunun ruhu
Bir damla suya benzer;
Düşer göklerden yere,
Yine yükselir göğe,
Tekrar toprağa iner,
Değişerek durmadan,
Mahkum, yere inmeye.

Bir ışık, pırıl pırıl
Çağıldar yamaçlardan,
Sarp kayalar üstüne,
Tül tül uçar, dağılır.
Bulutla dalgalanır
Doruklar üzerinde.

Dalgalar köpürerek
Dağılır tüllenerek,
Yavaşça seslenerek,
Akar derinliklere.

Yalın, yalçın kayalar,
Bu inişi karşılar;
O köpürür korkarak
Ve basamak basamak
Varır sonsuz derine.

Çayırlı vadileri
Dolaşır ovalarda;
Gezdirir, eğlendirir
Yıldız kümelerini
Suyun aynalarında.

Rüzgardır dalgaların
En sevdiği aşığı;
Rüzgardır karıştıran
Köpüklü dalgaları.

Ey ruh, ey insan ruhu!
Akan sele benzersin,
Ey baht, insanın bahtı!
Esen yele benzersin!
(Johann Wolfgang Von Goethe)


istanbul
hosting