11 Aralık 2009, Cuma
saat: 16:28





odun halkalarından dövmeleri vardı adamın sırtında,
yinede korkaklığını ve çaresizliğini örtmüyordu bedenine yapışan..
tükürükleri bile kaçarcasına uzaklaşırken kelimelerinden,
sade ve acınası bir homurtu kalıyordu derinden..
kulakları büyük,örsü,üzengisi küçük,çekiç kafalı adam..
her gördügün gölge çakman gereken bir mahal değil..
ne çok var senin gibilerinden orman bataklıklarının çığlıklarında..
ne çok var düşen ağına..örümcek masallarında..
hangi fazın hangi nefesinde kaptırdın insan yanlarını..
nefsini yaralarında peşkeş çekip,
bir yalanın somun katıklarıyla sindirdigin vakitler mi yitirdin seni..
hangi yağmurlar aldı duygu denen kırıntılarını,
hangi bahar yüzüstü koydu seni ve çiçek yanlarını,
boğazında kalan tomurcukların fosillerimiydi,ok sanıp batırdığın bedenime..
dudaklarından gelen zakkum tadı aşikar..
esatir-ül evvelin mihenk taşı hikayesisin sen..
ben mezar-ı zar
sen-gi mezar olan sen..
toprak kokusuna vururken ayışığı
anlat bana kirlenmişliğinin tüm hatıralarını..
örtelim ağrıyan yanlarımızı..
sonra oturup yeni baştan ağlayalım..
en başta başladığımız gibi..
affederim belki seni...
kıyametin yalın yalnızlığında..
yeniden bul beni..!


istanbul
hosting