14 Aralık 2009, Pazartesi
saat: 10:05


kahverengi günleri sevmek de nereden çıktı sabah sabah dememe fırsat kalmadan taşırdım en köpüklüsünden bir telve dudağımın sıcağına.
kahverenginin sıcaklığı ve uykusuzluğun sembolü olduğunu dair hisler geçiyor ardarda caddelerimden,ben üşüyorum, kapılıyorum ara sıra bir ışığın kahverengi yanışına..

kahverenginin hem sıcak hemde soğuk sevilebilmesi ne garip.ya sıcak olmalı ya da soğuk.ılık diye bir renk olamaz,kontrast denilen düzlemsel bumerag feryadlarında bir kahverengi saçlı kızın eşsiz gülümsemesi öptü dudaklarımı yeniden.kahverengi bir sevinç kavradı dehliz karalarımı,bir ürperme kapladı baştan başa ardından.

bir korniş gibiydi yaşam..güneşi örtmeye meyilli ve sabit.bir ileri ve bir geri hareketlerden başka dermanı olmayan zavallı bir yaşamdı asılı boğazımızdan..dünyayı daha güzel göstermekti tek işimiz..caf caflı dekorların izleriydi taşınan..güneşin gögsümüze vurduğu yerler sızlardı zaman zaman..aynı yöne bakmanın aksak çırpınışlarıyla geçerdi her defasında güneşsiz tembel kışlar,avuturdu sızılarımızı ara ara."sen güneşi kapatmıyorsun,zaten güneş de yok"derdi sıradan..kanardık,yanılırdık bir karın geomerik koynunda,bir kez daha donardık ses çıkarmadan..

yaz ve baharlar,elem dolu hatıralar korteji..bir işe yaradığını sanmanın ve aslında yemyeşil bir ağacın kahverengi yanları dahi olmayı özlerken bir çekirdek olduğunu ve hiç bir vakit kendi ekosisteminin kahverengi düzlemini kavuşup,sevişemeyeceğini bilmenin ağır sancısını tüm uzuvlarına kanatırcasına anlatmanın kahverengi yalanıydı işte..adı toprak..teni tanıdık..

bir perdeydi işte yaşam...mavi yalnızlıkların,kırmızı tutkulurıyla sarılışının sarı yalnızlıklara akışıydı zaman..

tadı kahve rengi ılık..!



istanbul
hosting