|
17 Aralık 2009, Perşembe
saat: 23:19
plastik dumanıyla tütsülenen algım. sesleri dinlemek istemiyorum; kişi yapamayacaklarına inandığında güçlü hissedebilir, hayal etmek de belli bir noktaya kadar işe yarar; düşünceler çabucak savrulur gider. tam bir farkındalık halinde ne olur peki? gelişen o süreçte; uykusuzluk belirir. sorular sorulmaz; "yanıtları duymaya cesaretin var mı" lakırdısı da çoktan paketlenip atılmıştır tozlu bir cahilliğe. umutsuz bir farkındalık; hatta kişiyi paramparça eden, tatmin duygusunu yok eden ve hırsını aynı zamanda, hissizleştirmeyen fakat unutturan...işte bu; ulaşılabilecek yegane noktadır belki de? ne acı... Durum pek çok etken ile açıklanabilir; düşünce okulları, ideolojiler, ekonomi politikaları, yazanlar, okuyanlar...ışıklı,cafcaflı kerhaneler, harap edilmiş eğlence araçları ve tüketim anlayışı. uzun uzadıya bunların her birini irdeleyebilirim son derece yanlı ve tıkanmış inançlarımla. ve belki de habersizleştirilme sürecinde; yanlılığımın esiri olduğumu hala kabullenemediğimdendir nihai karanlığım. o hissettiğim heyecanlar, güzel anlar, ateşli konuşmalar, bir şarkının melodisini mırıldanarak özgüvenle yürümeler, tütsü dumanını seyretmeler, hatta; nesnel anlamda "kediler" bile.(tırnak işaretiyse yalancı olduğumun kanıtıdır belki de). şimdi; üç harf; yok. algımda bütünlük sağlaması gereken bir yapıyı ne yazık ki oluşturamayan üç öğe. ama ne yazık ki ben hala daha bir insanım, kesip atamadığım bir yanlarım bazı şeyleri görüp kanıyor, acıyorum. elim kolum bağlanıyor ya; kesif bir koku sarıyor her yanımı; rutubetli bir hücre imgesi çıkıp gitmiyot aklımdan, ve bu rutubetli hücreden çıkıp gidemiyorum ben. | ||
|
|
||