18 Aralık 2009, Cuma
saat: 16:00


Deniz manzaralı boğazına uçurum yalnızlığıyla takılı kalan koca bir evreni, çocukluğuyla tıkayan bir çığlıktım sadece. Yaşasaydım 24 yaşında olacaktım.
2 cenaze arası mola vermiş iştahlı bir ölü taşıyıcısı gibi yabancı kalmış ruhum! Artık, içimde büyüttüğüm her şeyin beni büyütmesini istiyorum. Herkesin ağladığı bir açık artırmada daima gülen bir çocuk portresi olmak istiyorum. Azraile bile yaşadığımı inandırdım. Kalbim o kadar büyüdü ki göğüs kafesimi kırdı sonunda. Ya da bu hasar 24. Kattan atladığımda mı oldu? Ah, ağzımın içinde ağ tutmuş kelimeler. İçimden yüksek volümde arabalar geçiyor:fren yapamıyorum, altımda kalıyor aşklar,aldanışlar, yaşanamayacaklar....

Kanayan her hücresine kapatılmış,mahkum edilmiş yalnızlıklarımı avutuyorum şiirlerimle. Bir yangın gibi büyüyoruz oysa. Yarım kalmış bir düet, belli belirsiz bir çığlık gibi...tanrı eli değmemiş yalnızlıklara dayanıyorum, kendi gölgesine dayanan evliya sabrı gibi,korkunun cesaretlendirdiği noktadan virgüle umudumu yiyiyorum tırnaklar yerine...
Bu,
sus payı
_________

Gezegenin karanlık yüzünde kaybettiğim aydınlık suretimi arıyorum. Haydi, bırak beni. Derisini bırakan yılan gibi bırak. Kendini yenileyen biraz da bu yüzden eskiyen,eskidikçe bu eksikliğini yeniyle örtmeye aldanan zaman gibi bırak! Bırak ki, ben kum olup akıyorum cam bir kavisten diğerine. Her çöl kendine de sürgündür ya bir de. Yeryüzünden, aşk yüzüne inen kaba bir tokat gibi patladı hayatım. yahut, kendinden başka konacak yeri olmayan bir yaralı martıyız diyelim-
Uysallaştıkça deliye dönüyorum! Genleriyle sevişen ve git gide çürüyen bir mikrop evren!

Acil kalp nakline ihtiyacım var! Aklın tütsülemediği,günahın gölgelemediği,şüpheyle bıçaklanmayan,ihanetle burkulmayan, aşka ölesiye hazır aşka ölesiye tapan! Acil kalp nakline ihtiyacım var...

Derin bir gölün siluetinde boğdum çünkü yansımı. Kişiliksizim. Kişilik kanseriyim. Sere serpile kendi kanımın ya da her hangi bir ânımın pıhtısında dondum! Anlıyor musun? Kanımca, yalnız kalamayız, biz hiç kalabalıklaşmadık ki!

Oysa alfabetik sırayla kurşuna dizdiler bizi ve yalnızca burnumuzu çekebildik,mendilsiz salladığımız yoksul ellerimizle,giden trenlerin ardından!
Su,ateşe yanmasaydı; nasıl öğrensin di böyle güzel söndürmeyi? Her şeyi bilmeyi deneyerek hiçliğin kaybına zaferlendim ben. Vücutsuz bir ruh olmak kolaydı, peki ya ruhsuz bir vücut? Yazık ki, bu sorunun cevabı hafızasını kaybetmiş bir yaradır bende,kendi kabuğundan alelecele soyulmuş...Tam anlamıyla azılı bir yalnız...
Yaşasaydım 24bahar ve onbinlerce kış gördüm diyebilecektim. Karanlığından ritimsiz geçtiğim bir flütün delik deşik kalbiyim bu yüzden en az,geceden büyük gözleriyle geceyi seyreden bir çocuğun kırılması muhtemel düşüyüm en fazla...
Kalbin, taşınmayacak kadar ağırlaştığında "biri gelse de çalıp götürse! " duanım...işte bu yüzden,sırf bu yüzden işte yaşlandığını düşün, bekleme salonunda ne kadar zorlasan da yere basmaktadır ayakların! Büyü(y) dün!

Çünkü,aşkın kafasına dayayıp tetiği çektiğinde geri tepti hayat! O kalpsiz doğduğu için herkesten daha yürekli.
Velhasıl,
Oda sıcaklığında muhafaza edilecek kayıplarım kalmadı,intihar etiketli aldanışlarım da,tedbiri aşktan alınmış ve yalnızlığı dahası acıyı üzerime kuma getirecek bir bekleyişimde!


istanbul
hosting