19 Aralık 2009, Cumartesi
saat: 01:14


gece gece herkes sevgiden,sevmekten,aşık olmaktan dem vurmuş. üstün körü bir göz attım da günceleri...

öylse olsun dimi recai? olunca şöyle adam gibi biri olsun dedik bugün. haklısın be arkadaş yani lafta olmasın. ammaan neyse her gün yazıyorum zaten böyle azıcık farklı olsun.

o değil eric satie - gymnopedie no.1 dinlerken faceten ortaokul arkadaşlarımın profillerine,resimlerine baktım şimdi. hepsi hala ne güzel görüşüyorlarmış... kendimi çok yalnız hissettim be günlük. hepsi koskoca adamlar olmuş. mesut vardı herifin saçları %60-70 i dökülmüş... daha yaşın kaç aq... babamdan beter olmuş. eray büyümüş yakışıklı olmuş ibne :D tunçta bir sakal var dedem gibi :D

kızlar desen hepsi güzelleşmiş... bir laf vardır ya hani eskiler kullanır "serpilmiş" ne demekse ne kadar seksüel mana içeren bir kelime öyle o ya :P serpilmek ne aq. direk bak bu kız tam sevişmelik olmuş der gibi :D

hiç sevmem o lafı. neyse devam.

günlük son günlerde kafama takılan ilginç bir husus var. kültür çatışması yaşıyorum günlük kendi içimde.

çok garip bir duygu ya. keman çalışırken yaşadığım duygular ve odadan çıktıktan bir sn. sonra başlayan günlük hayat arasında çok büyük uçurumlar var. içerideyken aristokrasi, saraylılık,romantik dönemin karakteristik özelliği itibariyle derin bir melankoli, paganini sebebiyle bir hırçınlık, bir saldırganlık, bir meydan okuyan tavır. ama bu saldırganlık öyle günümüz mafya dizilerindeki gibi değil. hani monte kristo kontundan örnek vermek gerekirse soylu sınıfının yaptığı düellolar tarzında.

ve birden dışarıdaki arabesk hayat. güncel,popüler kültür. beyazıt ile ders yaparken mi telinden çıkan sesin ne kadar kibar ne kadar zarif olması hakkında yorum yapıyoruz. mendelssohnun kadansından sonraki sayfadaki ezginin neresinin nasıl olacağını,bağların nasıl olacağını,o bağların nasıl etki bırakması gerektiğini,ne şekilde hissetmek gerektiğini falan konuşuyoruz. ben dersten sonra ciddi ciddi kendimi o dönemde hissediyorum,az çok okuduğum romanlar,hayat hikayeleri,bestecilerin hayatlarını anlatan fimler sayesinde çok az bir miktarda olsa bildiklerim,gördüklerim sayesinde o şekilde hisseder hale geliyorum. ardından bir anda günümüz yaşantısına dönüyorum. çok kopukluk oluyor. aslında önceden çok daha uzaktım. son bir yılda günümüze yaklaştım diyebilirim.

yani mesela bir gidiyorum,adam kulaklığı takmış ahmet kaya dinliyor... ben diyorum mösyö,o diyor "sus kele". ( bana değil yanındaki kıza.)

adaptasyon güçlüğü yaşıyorum günlük. apayrı dünyalarda gidip geliyorum sürekli.

her iki dünyanın da sevdiğim tarafları var. mesela aristokrasi de insanlara karşı terbiyesizlik yoktur. herkes birbirine saygı barındıran sıfatlarla ifade eder. ama hep bir ikiyüzlülük,aşırı kıskançlık,tamamen çıkarcı ilişkiler,maddiyata dayalı dostluklar vardır. benimse en nefret ettiğim tarafı bu. arabesk kültürde ise sevgi üst düzeydedir,herkes yoklukta eşit olduğu için,misafirperverlik, paylaşma, dayanışma, hor görmeme, birbirinin elinden tutma vardır.

bu da insanlık kavramını ortaya çıkarıyor. aslında iki kültür tam bir harmanı olmak lazım. adam gibi adam dediğin öyle oluyor.

resmen kültür şoku yaşıyorum diyebiliriz. mesela ben tutuyorum ileride kendime a3 alıcam diyorum hatta bugün hedefimi audi tt ye yükselttim,gökhansa ah bir şahin'im olsa diyor başka birşey demiyor... ben sırf bu adam üzülmesin diye kendini gariban hissetmesin diye onun alınmayacağı şekilde konuşuyorum.

mesela çok basit bir karşılaştırma;
ben sevgilime hayatta bir kere bile bırak küfürü "lan" bile dememişken (insan sevdiğine lan der mi ulan?)

gökhan nilaya en ağır hakaretleri edermiş.

ilginç bir harman çıktı ortaya aslında. gökhanlarla serdar ortaç dinleyen, ayrılır ayrılmaz bach solo sonat açan bir mattheus :D

evet çok garip yani,güncel yaşamdan kopmamak için onu takip etmeye çalışan ama yaptığı işin hakkını verebilmek için o kültürün içine girmeye çalışan bir insan.

monteverdi dinleyip park köşelerinde sek votka içen bir insan.

tam bir doğu - batı sentezi :D

aslında arada kalmışlık mu diye sorguluyorum. hayır değil zira doğru müzik yapmak adına o kültüre aşina olman gerekir,tsm vibratosuyla yayıyla bach çalamazsın.kıçıyla güler millet sana. boşuna mı var o barok eğitim veren kurumlar.

eh yıl 2010. telefondan internet diye birşeye bağlanıp kanadadaki koraya mesaj yollayabiliyorsam ve yanımdaymış gibi konuşabiliyorsam bu gelişmiş hayata ayak uydurabiliyorsam onun gerektirdiği gibi yaşamam gerekir yani.

nitekim biri meslek,biri yaşantı.

neyse o değil de son derste mendelssohn baktık ne zamandan sonra. adam yaşattı eseri ya...

son olarak; güzel,dar bir kot pantolon altına çorapsız olarak giyilmiş babetler bir kadına çok yakışıyor. :) ojeler de kırmızı olsun.


istanbul
hosting