|
23 Aralık 2009, Çarşamba
saat: 05:05
karışım her yere bu kadar anı saçarak, ad yazarak, adım adım başkalaşarak geriye baktığımda bir ben bırakmaktan vazgeçmek ürkütüyor beni. asıl ürküten geriye bakma ihtimalimin olup olmaması. duvara çarpıp burnunu kanatana kadar bodoslama ileri doğru mu koşar adım mı gitmek, yoksa yaşadığın hayatı anların içinde yüzerek mi geçirmek. ses çıkarmıyor zaman. tehlikeler de genelde sessiz ve emin adımlarla yürüyorlar. bazen onları görmeden korkuyorum, bazen ısırıp canımı sıktıklarında. rüyaların kokusuna sarılıp uyuduğumda bedenimin ürpermesi veya ruhumun süzülmesi. karışmak istiyorum sana. karışıyorum da durmak bilmeyen bir hızla. tadını biliyorum, tuzunu. saçlarında kayboluyorum. dudaklarında kırmızılığın tekiyim bazen. beraber hazırladığımız yemekler yemek borundan geçiyor, bedeninde kalan kısmıyla dolaşıyor. nefes aldığım havada senin verdiğin nefes var. duyduğum müzik sesi önce odanda dolanıyor biraz, sinir sistemime hoş gelmeden önce. parmak izlerine dokunuyorum nereye elimi uzatsam. her ne ise içtiğim önce senin dudaklarını bir kez ziyaret etmiş olmanın izleriyle sunuluyor bardağın tekinde. aynı ağı kullanıyoruz. kodlarımız geçiyor taramalardan, aynı kablolardan iletiliyor meraklarımız. içeride ya da yanımda, kirpiğine konan minik bir toz belki an geliyor bir saç telimde yer buluyor. buz gibi musluk bile önce seninle tokalaşıyor sonra ben dokunuyorum sana. banyoda buğulanan camda birleşiyor diş macununun damlaları. bizim karışmamız için sadece bedenlerimizin yakınlaşması gerekmiyor. biz burada, anı bölebileceğin ya da bölemeyeceğin her an, zaten, birbirimize karışıyoruz. | ||
|
|
||