23 Aralık 2009, Çarşamba
saat: 05:07


mutsuzluğu çok anlamsız bulmaya başladım, üzerine düşününce..

yazamadım kaç gündür. sevgilimleydim. zaman güzel geçti. beni normalin üzerinde seviyor oluşu, benim de eşdeğerde sevebilmemi sağlasa keşke. sevmediğimi söyleyemem, önemsiyorum, değer veriyorum, ama arada uçurumlar var bu konuda, kıyas yapamayacağım derecede.

ilk iki günü evde geçirdik, güzeldi. pazartesi ekinle buluştuk taksime gidip. eğlenceliydi bu da. ekinle birbirlerini sevmeleri beni mutlu ediyor. sabah 11de evden çıkması gerekirken uçağına yetişebilmesi için, uyumayalım bari diye verdiğimiz kararı sabahın 9unda sızarak mahfettik. 11.45te gelen telefonla "ananı!" nidaları ile fırladık yataktan. güya ona krep yapacaktım bu sabah, giderken geçirecektim filan. yalan oldu hepsi uyku yüzünden. o apar topar giyinirken ben gözlerimi ovuşturup kendime gelmeye çalışıyordum. giyinmeye bile mecalim olmadığından dolayı da, kapıda öpüp gönderdim.

yatağa girip biraz uyumaya karar verdim, akşam 5te okulda olmam gerekiyordu çünkü. arkadaşlarımın sunumu için. 4e kadar çılgınlarcasına uyudum, zar zor kalkıp giyinirken kapı çaldı. ekin. dedim sen otur, ben okula uğrayıp döneyim. öyle de oldu. okula giderken yeni bi hat aldım bi de kendime. telefon sapıkları bazen insanı yeniliklere zorluyorlar.

okulda sunumlar bitince çıkıp eve döndüm. keyifli bir yemeğin ortasında, yine ağlamaya başladım ki bu kötü. bu gerçekten kötü. neden hala unutamıyorum dedim. iki yıldır evli gibiydiniz, çok sevdiniz, çok yaşadınız, unutmak kolay olmayacak, ara ve özlediğini söyle, gurur saçma şey dedi ekin. ben ekine hep inanırım.

aradım.

-Alo.. Alo?
-Ben Anita..
-('Siktir git be' sesiyle) Seninle konuşamıcam hiç şimdi. Dıt dıt dıt dıııt. (telefonun lök diye kapanması sonucu çıkan salak ses.)

Acı verici bu. İki yıldır gözümün içine bakan adam, her şeyi paylaştığım adam, hiçbir suçum yokken, sadece berbat bir şekilde ayrıldık diye mi yapabiliyor bunu? bu defa son demiştim kendime ve aylardır aramamıştım bir defa bile. hiçbir iletişim kurmamıştık. aradım ve bunu yaptı. hayat gerçekten saçma. çok ağladım bunun üstüne. giyin dedi ekin. taksim.

son deneyimden sonra tedbiri elden bırakmayıp çantayı poşetler, peçeteler vb ile doldurdu ekin, zira dağılana kadar içip her yere kusup saçmalayacağımı tahmin etmek zor değildi.

gittik. küçük beyoğluna oturduk. mr pink içtim bi tane. içesim gelmedi. ağlayasım gelmedi. deliresim geldi. o da zordu.

gece sapıtırım kesin diye ej'e buluşalım 12de demiştik, eve güvende gidebilelim diye. e.j. ile birkaç hafta önce taksimde hayvanlarcasına sarhoş olup, herkese bak çorabım kaçtı diye bacağımı gösterip, gülücükler dağıtıp, kebapçının vitrinindeki domatesleri izlemek için çıldırdığım gece tanışmıştık. musallat olan saçma tiplerden korumuştu bizi, ekin tek başına bana mukayyet olamıyordu çünkü. eve getirmişti. tanımadığım birinin omzuna kafamı yaslayıp kusmuş olmak dolmuşta, şöförün peçete, bi yolcunun fazladan poşet uzatması, benim saçmalayışlarım, dolmuştan inince topuğumun kırılması, eve ej'in kucağında zar zor taşınmam vb gibi bi geçmişimiz var. gibiyi geç, bundan ibaret bi geçmişimiz var. bu şartlar altında benden nasıl hoşlanabildiğini anlayamıyorum hala. neyse. buluşmayı iptal de edemedik, ej arabayla aldı bizi, tophaneye gittik.

daralırım sanıyodum ama eğlenceliydi. bi şekilde kurtardık geceyi. 3.30 gibi eve bıraktı bizi. yatağa uzanınca, telefon konuşması, yaşananlar, saçma sapan bi ton şey geldi aklıma. sonra mutsuzluğun çok enteresan ve lüzumsuz bi şey olduğuna kanaat getirdim. ama mutsuzluğu başımdan def edemedim. bi gün bunun da tam anlamıyla başarabilirim diye umuyorum yine de. neyse.

hafiften midem bulanıyor. gözlerim acıyor. açım. mutsuzum. beni çok seven bi sevgilim var. acı veren ve aklıma gelmekten vazgeçmeyen anılarım var. güzelim. güçlüyüm. ve sabaha kadar ağlayıp ergenlercesine kendime zarar veresim var.


böyleyken böyle işte. laptopun şarjı servisten gelmedi hala. ekinin bilgisayarından girdim yine. çıkıyorum şimdi. hayat hala bok gibi ve mutsuzluk çok anlamsız, her şeye rağmen.

istanbul
hosting