25 Aralık 2009, Perşembe
saat: 00:02


Geriye gidebilsen zamanda..?

Bir şeyleri değiştirmek için değil. Asla değil... ''Pişmanlığım olmadı hayatta'' diyenler en büyük yalancılardır. İnsan pişman da olmalı hayatta. Hem de çoğu kez... Hem de çok...

Fakat taşları yeniden dizmek falan... Bunu istemiyorum. Sadece bazen, bazı gecelerde bir pencere açılsa diyorum.

Filmlerdeki gibi hani?

''Bir kez daha yaşamak'' için ''o an''ları.

Beceriksiz öpüşleri, ilk kez çıkılan akşam yemeklerini, bir doğum günü sabahı kocaman bir kutuyu açışını...

Hayatından çoktan çıkıp gitmiş insanları... Onlara sarılışını, şakır şakır yağmur yağarken dışarıda; salondaki kanepede sevişmeleri...

Bir kez daha, sadece tek bir kez daha ''o an''ların içinde olmayı...

O şehirlerde atılan adımları... Duprovnik'teki mendireğin üzerinde körkütük sarhoş öpüşmeleri, Mardin'de bir otel odasındaki edepsiz oyunları, Kireçburnu'ndan çıkıp evine bıraktığın kadının apartman kapısının önünde ''hadi bi' gören olacak'' diye gülümseyişini...

Berlin'deki o kiralık evin kapısını ilk açışımızı... Kampüsün çimenleri üzerine uzanıp bulutları şarkıcılara benzetme çabalarımızı... Karaköy'de gecenin bir yarısı O'nu sırtımda taşıyışımı...

Bir kez... Sadece bir kez daha...

Pozantı'ya yaklaşırken tren, ''son yirmi dakika, son sevişme...'' deyişimizi. Gözlerinin içine hapsolmuş yaşlarla tenlerimizin birleşmesini...

Price'i çevirip durduğumuz o geceyarısı komşunun duvara tıklayışını, mors alfabesi ile karşılık verişini, Beylerbeyi'nden Ortaköy'e götüren sandalcının bizim için şarkı söyleyişini, üşüyüp O'na daha fazla sarılmam için klimayı tam kademe çalıştırdığını fark edişimi...

Çınarcık sahilinin gecelerinde kıyıya çekilmiş eski püskü sandalların içine uzanıp Marco Polo masalları uyduruşumuzu, sabahın beş'inde evin kapısını açtığımda uyanıp bana rüyalarını anlatışını...

Yaşayabilsem...

Bir kez daha...

Sadece, son bir kez daha...

istanbul
hosting