|
25 Aralık 2009, Cuma
saat: 10:43
kediler cami bahçesini sahiplenmiş, buralar benden sorulur der gibi oturuyorlardı. belli bir düzen içerisinde, belli aralıklarla. hani dursam konuşabilir mişim gibi. kedi-yaso-bir kedi hikâyesi vs. bir iki gündür iki durak yürüdükten sonra otobüse biniyorum ayakta kalma pahasına. birkaç sokak adını, sokağın kendisini, farklı yollardan aynı caddeye inişimi gördüm. sanki yedim camii'sini daha ihtişamlı bekliyordum. eski usul camilerden biri olarak hayal etmiştim hep. küçük, anlamlı ve bir ruhu olan. bu anlamda bir hayal kırıklığı yaşamadım değil. siirtlilerin yoğunlukla (bana söylenenlerden aklımda böyle kalmış) çalıştığı sokaklardan geçerken "aslında buralarda çalışmak lâzım bir süre" gibi bir düşünce geçti aklımdan. içimdeki sosyolojik tespit canavarı yüzünden biliyorum. işleri düşündüm, yapamadıklarımı düşündüm, içerime ve dışarıma kızmalarımın geri dönüşünü düşündüm. çocuklarımı, annemi, kardeşlerimi, arkadaşlarımı, iranı, istanbulu, gitmeyi, gelmeyi, sevmeyi, sakinliği, onu, bunu, şunu. düşündüm. kulağımda da ömer madra ve mikdat kadıoğlu iklimi tartışıyorlardı. kopenagda bir şey yapamadan geldiniz. bir dahaki sefere trabzonda yapalım ben gelsem bir şey çıkardı vs. unkapanı köprüsünden geçerken tam geçenlerde oradaki gizli buzlanma yüzünden olan kazadan ve eski sensör uygulamasından bahsediyorlardı. otobüstekileri rahatsız ettim. onlar da beni. sıkıldım ama inmedim. inatla son durağa kadar gideceğim evet. bu sefer inat edeceğim. daha çok, daha çok inat. ve bu inadın ceremesini çok güzel görüyorum. böyleyken böyle. bu kadar yazmaya alışık değl parmaklarım ve yoruldu. öyleyse bırak. nerde tırak? | ||
|
|
||