|
27 Aralık 2009, Pazar
saat: 01:06
Sınır Anlam kargaşamın içinde sürükleniyorum kelimesiz yalnızlığım hep o kargaşanın ortasında zaman aşımına uğramış bir deste suçla durmakta oramda buramda zaten önsözden öte geçemediğim bir kitap gibi kendi baş uçumdayım. ayraç kullanmaya tenezzül bile etmiyorum çünkü kaldığım yerlerden çok uzakta buluyorum kendimi oysa,doğduğum günden beri yorgun karışık anlamsız bir sözlüğün içinde basılmayı unutulmuş harf gibiyim yada kendi hayat hikayemde imla hatası gibi noktalama işareti kullanmadığımı saymıyorum bile nerde başlayıp nerde bittiğimse tamamen muamma bir savaş düşün düm düz bir arazide ve birde meyle yakın duran bir adam kendi içinde,kendine kafa tutarak başlattığı iç savaşta ilk esir düşen,vardiyalı bir asker kalp hayini ziyana kanat çırpan içindeki çocuk yıllar önce piç kalmış öte sınıra geçememiş bir adam. sınır dediysem,bakma o bilindik sınırlardan değil. kaçak göcek çizilen akşamdan sabaha iz tutan el emeği,göz nuru sınırlar başarılı bir tıbbi müdahale ile bir birinden ayrılmış iki organ gibi. kesik kesik çizgilerle dolu neresinden bakarsan bak,oda aynı kader gibi... an gelir düşerim öbür tarafına o sınırın an gelir susarım ömür tarafına o hayatın o hayatın her gün doğumuna her savaşına tüm çıkmaz ve asla çıkmayacak sokaklarına seni anlattım kaygısız sınırı yalın halde geçtim tamamen vizesiz kelimelerle sınırdan sinire ayak bastım her akşam nasıl ölünür böyle ey tanrım !! nasıl beceririm bunu kendimi kurşuna dizerken solak düşlerimde nasıl kendime ıska dururum tüm hücrelerime dağıttığım kurşun geçirmez o yeleklerin indirimden alınmış bir şey gibi ilk kurşunda rengi solarken ben sebepsiz savruluyorum artık usulsüz seviyorum seni kafiyesiz şiirlerde bulunuyorum sabaha karşı tutuksuz yargılanıyorum ağzından çıkan her tutulmayacak sözde korkma artık ezberden susuyorum sana çünkü biliyorum, biz birbirimiz için doğmadık... | ||
|
|
||