|
27 Aralık 2009, Pazar
saat: 20:31
Islak ve iyot kokulu bir pazar gününe, çalar saatin sinir bozucu sesiyle uyanmıştı. Sıcak yatakta biraz daha oyalandı, baş ucundaki kitaptan bir kaç sayfa okudu. Banyoya gitti. Aynada yastığın her zaman yaptığı izi görünce gülümsedi, alışmıştı. Yastık izi hep aynı şekilde yatıyor olmasından olmalı, hep aynı yerde oluyordu. Bugün de diğer günler gibiydi. Diğer günlerden tek farkı, bugün film izlemeye, odasını düzenlemeye, en sevdiği pastaneden sıcak poaça almaya ayıracak vakti olmasıydı. Ev sessizdi, sessizliğe alışmamıştı, ama ilk zamanlarki gibi tepkiler vermiyordu. Demliğe suyu koydu, salona geçti. Babasından kalan radyoyu açtı. Cızırtılı radyo frekanslarının içersinde en berrak olanını buldu. Saat öğleye yaklaşmak üzere olduğu için nostalji kuşağı başlamıştı. Frekanstan tam net ses duyulmaya başladığında DJ şarkıyı anons etmişti. 1995 yılına ait Ayşegül Aldinç'e ait bir şarkıydı. "Şimdi ben sensiz nasıl yaşarım söyle Şimdi ben sensiz neylerim söyle" Şarkı evde büyüyerek devam ediyordu. Sözler duvarlara çarpıyordu. Demlikte kaynayan suyun sesi, yoldan geçen arabalar, üst komşunun süpürge sesi, şarkıyla bütünleşip kocaman bir dalga olmuştu. Olduğu yerde kaldı, ahşap radyonun düğmelerine bakıyordu. Aklından sorular geçiyordu anlamlı anlamsız. "Ses dalgaları ne kadar büyüyebilirdi, şuan dünya üzerinde kaç kişi benim hissetiğim duyguların aynısını hissediyor, evdeki bu sessilik beni delirtmeye sürüklüyor mu?" kapının çalışıyla şarkının o en iç kanatan bölümü aynı ana denk geldi... "Ne olur al beni götür gittiğin yere Yeter ki, yeter ki terketme" "Silkelenmek" deyiminin ne anlama geldiğini belkide o 10 saniyelik anda idrak etti. Kapıyı açtı. Heycanı yoktu, kimseyi bekler gibi bir halide. Postacıydı gelen. Hayatında belkide ilk defa bu kadar resmi bir merciden bir gönderi almıştı. Postacının uzattığı celbi titremesine engel olmadığı ellerini uzatarak aldı, imzasını attı. Yutkunmak, aynı zamanda nefes almaya çalışmak, göz yaşını tutmaya hakim olmak hiç bu kadar zor olmamıştı şimdiye kadar. Duvarda asılı olan fotoğrafa baktı uzun uzun. Ocağın altını kapattı. Üzerine öylesine şeyler geçirip kendisini sokağa attı. Oturduğu yerden çok uzak bir semte kadar yürümüştü. Kendine geldiğinde vakit çoktan akşam olmuştu, önce nerde olduğunu idrak etmeye çalıştı. Sonra yürümeye devam etti. Biraz ileride küçük bir meyhane çıktı karşısına. Hiç yapmadığı birşeyi yapacaktı. Böylesine salaş, dökük, anlaşılmaz müziklerin çaldığı bir mekanda yalnız başına oturacaktı. İçerisi çok ağır içki ve sigara kokuyordu. Erkeklerin sararmış dişlerinin arasından attığı koca koca kahkahaları yankılanıyordu kulaklarında. Kapıya en yakın masaya oturdu. Gelen yaşlı adama siparişini verdi. Tüm gözler üzerindeydi fakat o buna aldırmıyordu. Herşeyi düşünecek tek yerdi belkide. O gün orda bulunanları veya şimdiye kadar böyle yerlere gelen insanların neler hissettiği, neler düşündüğünü anlamaya çalıştı. İki hafta sonra bitecek evliliğini düşündü. Kocasının; "Henüz çok erken ikimizde hazır değiliz, o bebeği aldırmamız ikimiz içinde en iyi karar" demesi geldi aklına. Ve hamile olduğunu öğrendiği gün ne kadar sevindiğini, bu haberi kocasına vermek için nasıl sabırsızlandığını, kocasının bu tepkisi karşısında hiç birşey yapamayışı geldi aklına. Aldırmamalıydım diye geçirdi içinden, şuan burda olmazdım... Sonra kocasın bir gece eve gelip "Senden boşanmak istiyorum. Buketle bir yıldır bir beraberliğimiz var, Buket hamile, bi çocuğumuz olacak" deyişi geldi. Bir bavulla evden ayrılışı geldi... Ve Buket belki 20 yıllık arkadaşıydı. Nasıl yapmıştı. Gece boyu düşündü. Bir ara saate bakmayı akıl etti gece yarısını geçiyordu. Hesabı ödedi ve yola koyuldu. Yol çok ıssız, hava çok ayazdı. Korkmuyordu. Sessizlik kulakalrını tırmalıyordu, aldırmadı. Eve gitmek istemedi. Yürümeye devam etti. Tepelik bir yere çıktığında hava aydınlanmak üzeydi. Güneşin doğuşunu seyretmeyi istemişti belki... Bütün sesler çekildi, o anı gözlerini kırpmadan izliyordu. Göz yaşları, gözlerine fazla geliyordu, ama gözlerini kırpmadı... O damlaları akıtmayacaktı... VE sona geldiği anlarda şu şarkıyı mırıldanıyordu; | ||
|
|
||