|
27 Aralık 2009, Pazar
saat: 23:47
Evi bulmakta zorlandım. Daha doğrusu evi buldum ama giriş kapısını keşfetmem vaktimi aldı. Başardım neyse ki. Asansöre binip yukarı çıktım. Dairenin kapısına yaklaştığımda Müzeyyen Senar'ın sesini işittim. Bir de çatal bıçak sesleri. İçeri girdim. Sofra kurulmuştu. Çiğ köfte, sarma, közlenmiş biber, kadınbudu köfte... Assolist rakıydı elbette. Müzeyyen Senar'ı bir kenara koyuyorum. Meyhane eve taşınmıştı. Böylesi daha bile güzeldi. Sigaralar ve kadehler birbirine yetişmekte zorlanıyordu. Birinci şişe bitmeye yakın, şarkılara son ses eşlik edilmeye başlandı. Çok küçükken işittiğimiz, hatta bizler doğmadan önce yaratılmış bu eserlerin ezberimize kazınmış olmasına şaşırdık. Bu sırada ikinci şişe de sonlanmak üzereydi ve saat gece yarısını henüz geçmişti. Erken sayılırdı daha. Markete indim. Bira ve sigara aldım. Yürürken hafif yalpalıyordum... Bira içmedim. Bira sevmem. Rakıyı bitirdim onun yerine. Çakırkeyfti herkes. Gülüyorduk bolca, şarkı söylüyorduk. Dans ettiğimiz bile oldu. Ertesi gün erkenden kalkıp çıkmam gerekiyordu. "Sabah beni de uyandır mısın?" diye sordu. "Peki," dedim. Saat 5'e geliyordu ki yataklarına çekildi herkes. Başım ağrıyordu, uyuman 6'yı buldu. Güzel bir gece bu şekilde nihayete ermişti. Rüyamda ne gördüğümü, veya herhangi bir rüya görüp görmediğimi hatırlamıyorum. Telefonun alarmı çalmadan gözlerim açıldı. Ne kadar az uyursam uyuyayım, erken kalkmaya şartlamışsam kendimi, alarm çalmadan kendiliğinden uyanıyorum... Giyindim, yüzümü yıkadım, çantamı toparladım. Sonra gidip onu uyandırdım. Yarı açık gözlerle bana baktı. Biraz daha uyumak istediğini söyleyip gözlerini geri kapadı. Çantamdan çıkardığım kağıda bir şeyler karalayıp salon masasının üzerine bıraktım. Ve sessizce çıktım evden. Sokakta yürürken bir sigara yaktım. Ardından otobüse atlayıp eve geldim. Kısa ve sağlıklı bir kahvaltı ettikten sonra direksiyon eğitimi için kursun yolunu tuttum... Hayatımda ilk kez direksiyon başına oturduğumda kanımda hala biraz alkol olmalıydı. | ||
|
|
||