28 Aralık 2009, Pazartesi
saat: 01:43


bugün için neler plânlamıştık neler oldu.
saatler su gibi geçti anacıkla. o bir ayın hasreti geçmedi hâlâ sanki. ondandır diyorum bu kadar özlemem. o ayrılık nasıl tetiklediyse... dalmayalım derinlere.
bir salkımsöğütümüz de yok ki gölgesinde dinlenelim.
ilaç aldım bir tane. hem uyutmayacakmış hem de çalıştıracakmış öyle diyorlar. ben de yalandan sihirli anahtara inanan çocuk gibi (öyle bir hikâye kalmış aklımda çocukluktan) inandım ondan mıdır, nedendir bilinmez. yarı iş yarı iç dökme şeklinde geçiyor akşamdan beri.
birkaç mesaj-birkaç e-posta biraz yazı-biraz istanbul daha işe dönemedim.
bu insanlar nereye gitsek aynı. heryerde bir düzen kurmak isteyen, her şeyi bir sisteme, bir tanıma oturtmak isteyen biri çıkıyor. diğerlerini de ikna ediyor ve birden daha ne olduğunu anladan ortaya bir erk-iktidar savaşı çıkıyor. ben de oturup aval aval izliyorum. anca jetonlarım düşüyor teker teker. tabii bu jetonlar bunları bu adam-kadınlara nasıl anlatacağım diye düşünürken çıkıyor.
başından beri olan biten bütün süreci tek tek birçocuğa anlatır gibi anlatmayı düşünüyorum. böyleyken böyle diye. bakalım ne karşılık alacağım buna.
bir iki kişi var aklı selim dediğim onlarla konuşacağım. ben. konuşmaktan kaçan. öelsiye korkan ben. şimdi neyime güveniyorum.
bir mehmetin akıl almaz inadı.
iki salkımsöğüt
üç birkaç iyi insanın birlikte bir araya gelebildiğini görmek. böyle bir şey inanmak. umut etmek ve inatlaşmak. o birkaç insancık yetiyor belki de. çocuklar tabii. çocuklarım ve çocuklarımız...

hareketin, durmamanın içerisinde durunca, hareketsizlikten kurtuluyor musun ne?
hah uykum da geldi şimdi.
ilginç.
şu bir hafta çabucak geçse...

yarın (aslında bugün. artık) havvam yeni odasına taşınmış olacak. sabah bi güzellik karşılasın bizi. bir de umut. inadına.

istanbul
hosting